Gönderen Konu: GÖNÜL SULTANLARI  (Okunma sayısı 7011 defa)

Çevrimdışı murat_ortacay

  • VIP
  • *
  • Sus ve DinLe..!!! Sessizlik Herşeyi Anlatır Sana..
    • Profili Görüntüle
Ynt: GÖNÜL SULTANLARI
« Yanıtla #15 : 16 Mart, 2009, 12:50:14 ÖS »
çok teşekkürler kazım amca ama mümkünü yok bu kadar yazıyı okumak bayağı bi süre alır.okudum desem yalan olur.kusuruma bakma özür dilerim.teşekkürler eminim çok güzel bi yazıdır.hakkını helal et

Çevrimdışı Ramazan

  • Gelistirici
  • *
    • Profili Görüntüle
Ynt: GÖNÜL SULTANLARI
« Yanıtla #16 : 16 Mart, 2009, 15:41:02 ÖS »
www.gonulsultanlari.com
a girin istediğinizi okuyun ibret alın belki siz alırsınız biz alamadıksada


imamı rabbani hz. lerinin mektubatından seçmeler


Rahat gece, tatlı mehtâb bul bana,
Her şeyden anlatayım, o zaman sana.


Fena makamına varmıyan kimse,
oraya yol bulamaz, çok şey de bilse.

 

Feryâdı, boşuna değildir Hâfızın,
Şaşılacak şey çok, dili altında ânın.

İnsanların rabbinin insanların ruhuyla,
Bir bağlılığı vardır, söz ile anlatılmaz.

İnsana sadâkat yakışır, görse de ikrâh,
oraya yol bulamaz, çok şey de bilse.





Mahlûkların en üstünü insandır,

yüksek makamdan mahrum da odur.

 

Eğer, toparlanıp, geri dönmezse,

ondan daha mahrum, yoktur kimse.

 

Haramları istemekten, kesilmedikçe nefis,
kalb ilâhî nûrlara, ayna olamaz hiç!


Bir kimse, kör ise, güneşin suçu ne?

 
 

Vücûdümün her kılı, dile gelse de,

Şükretmiş olamam, nîmetlerine!

 

Masal diye okuyan için, masaldır.

Kıymetini anlıyana, tükenmez hazînedir.

 

Nil nehri çingeneye kan göründü.

Mûsâ aleyhisselâma ise, sâf sudur.

 

-------

 

Hak teâlâ, intikâmını yine kul ile alır.

Bilmiyen (ilm-i ledünnî) anı kul yaptı sanır.

Cümle eşya Hâlıkındır, kul elîle işlenir.

Emr-i Bârî olmayınca, sanma bir çöp deprenir!

 

-------

 

Senenin nasıl mahsûl vereceği, behârından belli olur.

 

-------

 

Mahlûkların en yükseği insandır.

O makamdan mahrum kalan da, odur.

 

Bu yoldan, eğer geri dönmezse,

Ondan daha mahrum, olmaz kimse.

 

------

 

Kavuşmak için, bu lezzet ve sevince,

Can çıkıncaya dek, çalış, gündüz ve gece!

 

------

 

Peri yanaklarını saklamış, şeytan nâz ediyor,

şaşırdım kaldım, hayretten aklım gidiyor.

 

------

 

Nîmete kavuşanlara, nîmetler âfiyet olsun,

zevallı âşık da, birkaç damla ile doysun!

 

-------

 

Aranan hazînenin yolunu gösterdim sana,

belki sen kavuşursun, biz varamadıksa da!

 

-------

 

Îmanıma saldırdıklarından, söğüd yaprağı gibi titriyorum!

 

-------

 

Âlimin bir nazarı, bulunmaz hazînedir,

Bir sohbeti, yıllarca, bitmez kütübhânedir.

 

-------

 

Gül bahçemi gör de, behârımı anla!

 

-------

 

Senenin bereketi, behârından belli olur.

 

------

 

Bildirilmesi lâzım olanı söyledim sana,

Yâ faydalanırsın, yâ da çarpar kulağına.

 

------

 

Az söyledim, dikkat ettim kalbini kırmamaya,

Bilirim üzülürsün, yoksa sözüm çoktur sana.

 

-------

 

Mahlûkların en üstünü insandır,

o makamdan, mahrum kalan da odur.

 

Bu yoldan eğer, geri dönmezse,

ondan daha mahrum olmaz kimse.

 

------

 

Umarım, kabûl ede, göz yaşımı,

O ki, inci yapar, su damlasını.

 

------

 

Söyledim sana, işin özünü,

İster sıkıl, ister dinle sözümü.

 

------

 

İncilerin ağırlığı sağır etmiş kulağını,

duymaz olmuş, ne yapayım, ağlamamı, sızlamamı.

 

------

 

Âkıl isen kıl namazı, çün saadet tâcıdır.

Sen namazı öyle bil ki, müminin mîracıdır.

 

------

 

Cânım, yavrum! Sana sözüm, yalnız şudur:

körpeciksin, yolun da çok korkuludur.

 

------

 

Aşk öyle bir ateştir ki, yanarsa eğer,

Mâşuktan başka herşeyi yakar, kül eder.

Haktan gayrıyı katl için (LÂ) kılıncı çek,

(LÂ) dedikten sonra, birşey kaldımı bir bak.

(İLLALLAH)dan başka ne varsa, hepsi gitti;

Sevin ey aşk! Hakka ortak kalmadı bitti.

 

--------

 

Sorulur o gün işlerden, sözlerden,

Kalbi titrer Nebîlerin korkudan.

Enbiyânın şaşırdığı bir yerde,

Günahlara özr bulmak nerede?

 

-------

 

İş budur, bundan başkası hiçtir.

 

-------

 

Allahdan başkasına tapınmak hiçtir,

Hiç ile uğraşmak ise deliliktir.

 

-------

 

Arzularının ardında koştukça sen.

âşıkım deyince, yalan söylersin!

 

-------

 

Bu büyük nîmeti, bakalım kime verirler?

 

-------

 

Nîmete kavuşanlara âfiyet olsun,

Zevallı fakir âşık, birkaç damlayla doysun.

 

-------

 

Kurtulurum sanma sakın, ey Sa'dî hoca!

Muhammed aleyhisselâma uymadıkca.

 

-------

 

Arabistânda doğan, Muhammed,

Dünya ve âhiretin efendisi Odur hemân!

 

Toprak altında kalsın, ezilsin, batsın her zaman,

Onun kapısında toz, toprak olmak istemiyen!

 

-------

 

İş budur. Bundan başkası hiçtir.

 

------

 

Sevdiklerimin ayrılığından ruhum kan ağlıyor.

Onların firâkından, kemiklerimin ilikleri yanıyor.

 

------

 

Nîmete kavuşanlara nîmetler âfiyet olsun.

zevallı fakir âşık, birkaç damla ile doysun.

 

------

 

Herne ki güzeldir, Allah sevgisinden başka,

Hepsi câna zehirdir, şeker gibi de olsa!

 

-------

 

Ne olursa olsun, dosttan konuşmak daha tatlı!

 

-------

 

Sôfî denince, ibn-ül vakit anlaşılır.

Fakat sâfî vakti ve hâli aşmıştır.

 

-------

 

Ne bahtiyâr, ol kişi kim,

okuduğu, Kur'an ola!

Ezan, ikâmet duyunca,

gönlü dolu, îman ola!

 

------

 

Ne ki kılmış Habîbullah, bize teblig-i ahkâmı

Kabûl ettim anı, âmentü billâh ve hükm-illah.

 

-------

 

Kimseye etmem şikâyet, ağlarım ben hâlime.

Titrerim mücrim gibi, baktıkca istikbâlime!

 

-------

 

Âfet-i gamdan aceb, dünyada kim âzâdedir?

Herkesin bir derdi var, madem ki, âdem-zadedir.

Bir hûmâ-yı zevki bin sayyâd-ı gam tâkîb eder,

Böyle bir mevhûma bilmem, halk neden üftâdedir?

 

-------

 

Mal sahibi, mülk sahibi,

Hani, bunun ilk sahibi?

 

-------

 

Herşeyi akıl ile çözmek istiyen kişi,

Tahta ayak takmış bacaksızlara benzer.

Kısa aklına uydurmak ister her işi,

Dün yaptığını, bugün değiştirmek ister.

 

-------

 

Zikret zikir, bedende iken cânın,

Kalb temizliği, zikrîledir Rahmânın.

 

------

 

Bir kefendir âkıbet, sermâye-i bey ve fakir,

Varlığa mağrur olan, mecnûn değil de, yâ nedir?

 

------

 

Kurtulurum sanma, ey Sa'dî hoca,

Muhammed aleyhisselâma uymadıkca!

 

------

 

Eğer içerde kimse varsa, bir söz de yetişir!

 

------

 

Sûret aynasında sefer, hareket olmaz,

Çünkü onda nûrânî olmıyan sûret olmaz.

 

------

 

Kendinden haberi olmıyan kimse,

Nerde kaldı, başka şeyleri bile?

 

------

 

Seslendi ol müezzin, durdu kâmet eyledi,

Kâbeye döndü yüzün, hem de niyet eyledi.

Duyunca ehl-i îman, hurmet ile dinledi,

Sonra, namaza durup, Rabbe kulluk eyledi.

 

-------

 

Hastanın yidiği hastalığı arttırır!

 

-------

 

İçerde kimse varsa, bir söz yetişir!

 

-------

 

Hakkın ve hak adamlarının yardımı olmadan,

Melek de olsa, kurtulamaz yüz karalığından.

 

-------

 

Kör göremezse, güneşin kabahati ne?

 

-------

 

Elbet bulunur, bir güzellik çirkinde;

İnci gibi görünür dişler, zencîde.

 

-------

 

Söyle ona, neden kötülük yapıyor?

Bana değil, kendi kendine ediyor.

 

-------

 

Zâhidâ! Aç gözün, sahraya bak da ibret al!

Şu direksiz kubbe-i semaya bak da ibret al.

Görmek istersen, Cenâb-ı kibriyânın kudretin,

Her sabah, seher vakti, dünyaya bak da, ibret al!

 

-------

 

Nîmete kavuşanlara âfiyet olsun!

 

------

 

Bir kimsede hâsıl olmazsa Fena,

Hak teâlâya yol bulamaz aslâ!

 

-------

 

Allahdan başka herneye tapınsa, hepsi hiçtir.

Yazıklar olsun ol kimseye ki, bir hiç iledir.

 

-------

 

Bir kimseye, nasip olmazsa Fena,

bulamaz yol, o makama aslâ!

 

-------

 

Her ne olursa olsun, dosttan konuşmak daha tatlı!

 

-------

 

Korkarım ki, derdlilere gülenler,

Tard olurlar, îmanı gayb ederler.

 

-------

 

Dostun ayrılığı, az olsa da, az değildir!

 

-------

 

İskender, âb-ı hayata kavuşamadı,

Nîmete kavuşmak zorla, zerle olmadı.

 

-------

 

Cihânı parlatan nûra varmak için adım attık.

Batıyı, yıldızı, lâmbaları arkada bıraktık.

 

-------

 

Sevgiliye kavuşmak ele geçer mi acaba?

Yüksek dağlar ve korkunç tehlikeler var arada!

 

--------

 

Allaha kulluk ederim, taptığım dergâh bir,

Bir lahza ayrılmadım tevhîdden Allah bir!

 

-------

 

Sevgilinin ayrılığı, az da olsa, çok acıdır,

Ufak bir kıl bile kaçsa, nâzik gözü pek acıtır.

 

-------

 

Onu önceden anlayınca sen,

kendini o yana tâm bağlarsın.

Kimin zılli olduğunu bilsen,

gam yimezsin, kalsan veya ölsen!

 

-------

 

Ankâ avlanılmaz, tuzağı topla!

Tuzağa giren, olur yalnız hava.

 

-------

 

Onlar büyüklerdir, ben de böyleyim yâ Rab!

 



 

Herne ki güzeldir, Allah sevgisinden başka,

Hepsi câna zehirdir, şeker gibi de olsa!

 


 

İstediğin gibi yaşa, birgün öleceksin!

İstediğini topla, birgün ayrılacaksın!

 


 

Hâşâ zulmetmez hiç, kullarına Hüdâsı!

Herkesin çektiği, kendi işinin cezâsı!

 

Seviyorum diyenin, güzel olsa da pek,

nâzlılığı bırakıp, nâz çekmesi gerek!


 

Pâdişâh olsan da derler, “er kişi niyetine”

Var, musallâda yatan mevtâya bak da ibret al!

Bir kefendir âkıbet, sermâye-i bey ve fakir,

Varlığa mağrur olan, mecnûn değil de, yâ nedir?

 
 


 

Ey, insan adını taşıyan varlık,

Kendine gel, uyan gafletten artık!

Saadet yolun, göremezsen nâdân,

Niye vermiş sana, bu aklı Yezdân?



 

Dost ayrılığı, az olsa da, az değildir.

Gözde, kıl parçası da olsa, çok görünür.

 

-------

 

Kötülerse, anlamayan bu büyükleri eğer,

Hâşâ! Bu iftirâdır; cevâb vermesem değer.

 

-------

 

Yazık olur açıklamak onu,

gizli kalsın gönül aşkı gibi.

Fakat gösterdim ki, yol bulalar,

bulmayıp üzülmeden yeğitler.

 

-------

 

Dosttan seni geri bırakmasın,

o şey, küfür veya îman olsa da,

seni bu yolda oyalamasın,

hiçbirşey, mâh-i cihân olsa da!

 

-------

 

Yüzbin ok ve kılınc yapamaz aslâ,

Göz yaşının seher vakti yaptığını.

 

Düşmanı kaçıran, süngüleri, çok def'a,

Toz hâline getirir, bir müminin düâsı.

 

-------

 

Ayna arkasındaki papağan gibiyim,

ezelî üstâd ne derse, onu söylerim.

 

-------

 

Seslerini uzaktan işitmek de büyük nîmettir.

 

-------

 

Gör ki, yollar arasındaki fark ne kadar çoktur.

 

-------

 

Bir göz ki, nazarında, ibret olmasa anın,

Başının üzerinde düşmanıdır insanın.

Kulak ki, öğüt almaz, her dinlediği şeyden,

Akıtsan yeri vardır, kurşunu deliğinden.

 

-------

 

Gelin namaz kılalım, kalbden pası silelim,

Allaha yaklaşılmaz, namaz kılınmadıkça!

Nerde namaz kılınır, günâhlar hep dökülür,

İnsan kâmil olamaz, namazı kılmadıkça!

 

-------

 

Kerimlerle yapılan işlerde güçlük yoktur!

 

-------

 

Onun güzelliği bitmez, Sa'dînin sözü tükenmez,

İstiskali susuz ölür, denizin suyu eksilmez.

 

-------

 

Ankâ avlanılmaz tuzağı topla!

tuzağa giren, olur yalnız hava!

 

--------

 

Hiç noksanı olmıyan çok uzaktır,

ona yetişiriz sanmak tuhafdır!

 

-------

 

Dostun ayrılığı az olsa da, az değildir.

göz içinde yarım kıl olsa da çok görünür.

 

-------

 

Afva kavuşan, günâhkârlardır

 

-------

 

Eğer söylersem, sonu gelmez!

 

-------

 

Herkesin işini bitirmek için, birini seçer.

 

-------

 

Kıldan ince manâlar var, kulağını eyle yakın!

her kürsîde nutk çekeni, birşey bilir sanma sakın!

 

-------

Susdum artık, zekîlere bu yeter,

çok bağırdım, dinleyen varsa eğer.

 

-------

 

Doğru yolu göremeyince, çöle saptılar.

 

-------

 

Ruhul kudsün feyzine eğer kavuşursan,

Mesîhin yaptıkları senden de meydana gelir.

 

-------

 

Beni sultan tutup kaldırsa topraktan,

Yakışır başımı yüksek görsem göklerden.

 

Ben o toprağım ki, nisân bulutu,

Acıyıp üzerime serper bereketli yağmuru.

 

Yüzlerle dile mâlik olsa, eğer vücûdüm,

Lutfünün şükrünü, nasıl yapabilirim?

 

-------

 

Ey mavi sema! İnsâf et de öyle söyle!

Bu ikisinden hangisi, daha hoştur şöyle:

 

Işık saçan güneşinin, çıkışımı şarktan,

Cihân dolaşan ayımın, doğuşu mu Şâmdan?

 

-------

 

Dünyada, çok şey var, cana tatlıdır.

 Ya dosttan konuşmak, daha tatlıdır.

 

-------

 

Yabancıdan uzlet et, dosttan değil!

 

-------

 

Sevdiklerimin ayrılığından ruhum kan ağlıyor.

Onların firâkından kemiklerimin ilikleri yanıyor.

 

-------

 

Vücûdümün her zerresi dile gelse de;

Şükrünün binde birini yapamam yine!

 

-------

 

Dar olan, şekil ve sûret kabına manâ nasıl sığar?

Dilenci kulübesinde sultânın ne işi var?

 

-------

 

Anka kuşu avlanamaz, tuzağını topla!

Bu avlanmada, giren yalnız havadır tuzağa.

 

-------

 

Gidilecek yol uzundur pek,

Uygun olmaz kavuştum demek.

 

-------

 

Akıl ve düşünce ile, sıfatlar başkadır.

Hakîkatte ise, hepsi tâm kendisidir.

 

-------

 

İnsan tedbîr alır, sebeblere yapışır, takdiri bilmez,

Allahın takdiri, kulun tedbîri ile değişmez!

 

-------

 

Îman sahipleri, Cennette Allahü teâlâyı keyfiyyetsiz görecektir.

Bu görmeği anlatmak, mümkin değildir.

 

-------

 

Eğer hâkimin sopası olmasaydı,

Serhoş kâfir, Kâbe içine kusardı.

 

-------

 

Düşmânlık etmedikce, dostluk olamaz!

 

-------

 

Hâfızın feryâdı boşuna değil,

şaşacak şey çoktur onda, iyi bil!

 

-------

 

Güneş doğar, aydınlanır memleket,

sabah yıldızı görünemez elbet.

 

-------

 

Toprak nerede, temiz âlem nerede?

 

-------

 

Hallâc-ı Mensûr “kaddesallahü teâlâ sirrehül’azîz” diyor ki, Arabî beyt tercemesi:

 

Allahın dînine inanmıyorum, küfür lâzımdır,

müslümanlar beğenmeseler de, bence böyledir!

 

-------

 

İyiliğe elverişli olmıyan kimse,

faydalanamaz, Peygamberi de görse.

 

-------

 

Onlar, onlardır, ben de böyleyim yâ Rab!

 

-------

 

Nîmete kavuşanlara âfiyet olsun,

Zevallı âşık, birkaç damla ile doysun!

 

-------

 

Sevgilinin istediği ayrılık, bana,

Binlerce daha tatlıdır, kavuşmaktansa!

 

-------

 

Kavuşmak, nefsinin dileğidir,

ayrılık, efendinin emridir.

Her ân dost ile berâber olmak,

nefse uymaktan daha sevgilidir!

 

-------

 

Taş içindeki böcek sanır,

Yer ve gök hep orasıdır.

 

-------

 

Gidilecek yol uzundur pek;

Uygun olmaz kavuştuk demek.

 

-------

 

Varmadıkca bir kimse Fenâya,

Yol bulamaz hiç o, Kibriyâya.

 

-------

 

Ömür boyu yol alsa, hep seyr eder kendinde,

Ömür boyu yol alsa, hep seyr eder kendinde.

 

-------

 

Ey dost! Seni her yerde ararım,

Her an senden haberler sorarım.

 

------

 

Bir kimsede hâsıl olmazsa Fenâ,

Hak teâlâya yol bulamaz aslâ!

 

-------

 

Behâiyye, ne güzel götürücüdür!

Yolcuları gizlice yerine götürür.

 

Sözlerinin tadı sâliklerin kalbinden,

Halvette çile çekmek fikrini süpürür.

 

Bir câhil bu büyüklere dil uzatırsa,

Cevâb vermeğe değmez dersem iyi olur.

 

Hep arslanlar, bu zincire bağlanmışlardır,

Kurnaz tilki bu zinciri nasıl koparır?

 

-------

 

Kuşumdan nasıl haber vereyim sana?

Ankâ ile birlikte yaşar dâimâ!

 

Ankânın adını herkes bilir ammâ,

Kuşumun adını kimse bilmez aslâ.

 

Efendi, yükseldim, kavuştum sanıyor,

Kendini beğenmiş, yerinde sayıyor.

 

Toprağa düşen nerede?

Herşeyin sahibine olan nerede?

 


Dostun ayrılığı, az olsa da, az değildir.

Gözde yarım kıl olsa, çok görünür.


 

Ateş, içine düşen kimseyi yakar,

Ateş olmuş kimse ise, nasıl yanar?


 

Hakka bırak her işini, esbâba yapış yeter,

Bu sözüm olsun sana, ârif isen, her an rehber.



 

Tâ önceden âdet oldu, kim ekerse, o biçer,

Pek aldandı, ziyân etti, ekmeden buğday uman!

Yetmişüç fırkadan ancak (Ehl-i Sünnet) kurtulan.

Resûlullahın yolunu onlardır bize sunan!


Her varlık, yol kesicidir sana!

hepsi bir, Sedd-i İskender oldu.

 

 

O pâdişâhın ihsânı boldur.

İki âlemi bir fakire verir.

Pâdişâh, bir fakir kapısına,

Gelirse şaşma, büyüklük budur!



 

Kolay olur şehrin kapısını kapamak.

Mümkin olmaz, düşmânın ağzını kapamak.


 

Bir güzelin yanında bulunsa kişi,

Bağ ve bostân ve güllerle olmaz işi.



 

Mucizeden maksad, düşmanı kırmaktır.

Nebîyi sevmek demek, ona uymaktır.

Îmana gelmez herkes, mucize ile,

Îmana kavuşur insân muhabbetle.

 
Saadet yazılmamışsa bir kimseye,

faydalanmaz Peygamberi görse de.


 

                                Önce çalışmak, sonra düâ, dînin esası!

                                Boş durup da rahat bekliyen kulun fenâsı!



 

Bu âdem dedikleri, el ayakla, baş değil,

Âdem ruha denilir, surat ile kaş değil.

Beden et ve deridir, ruh bunun serveridir;

Hakkın kudret sırrıdır, ruhsuz kalıp hoş değil.

 

 

Çalışmakta, yükselmektedir, Hakkın rızası!

Tenbel olanın elbet gelir, bir gün belâsı.


 

Hâfızın bağırması boşuna değildir;

söylenecek, şaşılacak sözlerin yeridir!

 


Bir kulunu, herkesin işine sebeb kılar.



Azıcık müslümanlığı et merak,

Din büyüklerinin sözüne bir bak!

Okusan, anlarsın sen de, o zaman,

Ne diyor Muhammed aleyhisselâm?


Geçdi, isyân ile ömrüm, neye hâlim varacak?

Sızlıyor yaralı gönlüm, onu yoktur saracak.

 

Mahşer yerinde, zebânîler elinden, yâ Rab!

Eğer etmezsen, inayet, beni kim kurtaracak?

 

Beni ne kadar incitsen, dönmem senden yine,

Dayanmak tatlı olur sevgili elemine.

 



 

Gel aldanma bu dünyaya, sonu vîrân olur, birgün,

Senin bu sürdüğün demler, elbet yalan olur, birgün.

 
Gel kardeşim, inkâr etme, kıl insâf!

Kıymetli ömrünü eyleme isrâf!

Kalbini nefsin arzusundan koru,

Dışın gibi için dahî olsun sâf!

 

Ebû Ali Sînâ kalenderlik yapsaydı,

kalenderlerin hepsi sofî olurlardı.




Vücûdümün her zerresi dile gelse de;

Şükrünün binde birini yapamam yine!

 



 

Bu hâllerin, zevklerin, tercümânı Mektûbât,

kitabıdır ki, ondan neşroluyor füyûzât.

 

İlâhî nûrlar ondan yayılıyor cihâna,

er ne müşkilin varsa, yalnız sen başvur ona.

 



 

öyle kitaptır ki o, misli islâmiyette,

ne mâzîde yazılmış, ne yazılır âtîde.

 

Kur'andan, hadislerden sonra gelir bu Kitap,

herkese var içinde, kendine göre hitâb.

 

İlm, ihlâs menba'ı, hârikalar diyârı,

onda bulur arayan, eşi olmıyan yârı.


bir derya-yı muhîttir, sonu görünmez ânın.

 

Tarîkat ve şeriat, vasl olmuştur burada,

Saadet menbaıdır, dünyada ve ukbâda.

 

Budur Tabîb-i hâzık, budur her derde devâ,

budur kalblere şifâ, budur ruhlara gıdâ.

 

Budur Hakkın sevdiği, sevgililerin sözü,

budur islâmın aslı, hem de irfânın özü.

 

Budur Evliyâların, çeşid çeşid lisanı,

Ehl-i sünnet yolunun, gayet açık beyanı!

 

Aşkla yanan tâlibe, en iyi haber budur,

bilinmiyen yollarda, sâlike rehber budur.

 

Gece gündüz dâimâ, oku bu Mektûbâtı,

gayret et duymak için, o lezzeti, o tadı.

 

Oku, gülen gözlerin yaş doluncaya kadar,

oku, hakîkî aşka, kavuşuncaya kadar.

 

Oku, elbet o güzel, birgün rû-nümâ olur,

muhabbetle okuyan mâsivâdan kurtulur.

 

Saatlerce, günlerce, hep onunla meşgûl ol,

bu sözler te'sîriyle, açılır kalbe bir yol.

 

Bir kalb ki, meşgûl olur, bu manâyla her zaman,

elbet imdâda gelir, birgün bunları yazan.

 

« Son Düzenleme: 16 Mart, 2009, 16:15:45 ÖS Gönderen: Ramazan »

Çevrimdışı kazim kemerkaya

  • Tecrübeli Üye
  • *
  • HER DÜŞÜNDÜĞÜNÜ SÖYLEME, HER SÖYLEDİĞİNİ DÜŞÜN
    • Profili Görüntüle
Ynt: GÖNÜL SULTANLARI
« Yanıtla #17 : 16 Mart, 2009, 16:13:52 ÖS »

             ŞEYH ŞABANİ VELİ

Şeyh Şa’ban-ı Veli hakkında sınırsız efsane anlatılmaktadır. Anlatılan bu efsanelerden bazıları şunlardır ;
Küçük yaşta anne ve babasını kaybeden Şeyh Şa’ban-ı Veli’yi hayırsever bir kadın yanına alarak evlat edinmiş onun eğitimiyle ilgilenmiştir. Mahalle mektebinden sonra İstanbul’a eğitime giden Şeyh Şa’ban-ı Veli burada iyi bir medrese eğitimi görür. Buna rağmen büyük bir arayış içindedir ve bu arayış sırasında bir gün rüyasında “Sılaya dön, kurtuluş oradadır” diye bir ses duyar. Ertesi gün birkaç molla ile yola çıkan Şeyh Şa’ban-ı Bolu’ya geldiklerinde övgüsünü çok duyduğu Hayrettin Tokadi’nin yanına gitmek ister. Gece Hayrettin Tokadi’nin dergahının yanında konaklarken, zikir sesleri işitirler. Diğer mollalar zikir yapılan yere gitmek isterler Şeyh Şa’ban-ı Veli zikirin zincir olduğunu bağlayıcı olduğunu, bağlanabileceğini söyler. Mollalar ısrar edince zikir yapılan yere giderler. Zikir bitince diğer mollalar dergahtan ayrılırken Şeyh Şaban ayrılmaz geceyi orada geçirir. Ertesi gün Hayrettin Tokadi’nin elini öperek dergaha girer ve 12 yıl dergahta hem eğitim görür hem hizmet eder. Şeyh Şa’ban-ı’nın Halveti tarikatın bir üyesi olması sonradan kendi kolunu oluşturmasının başlangıcı bu efsane ile anlatılır.

Şeyh Şa’ban-ın Kastamonu’ya gelişi de başka bir efsaneyle anlatılmaktadır. Şeyh Şa’ban-ı Hayrettin Tokadi Efendi’den icazet aldıktan sonra memleketi Kastamonu’ya döner. Memleketine gelince yaşlı bir çınar ağacının kovuğuna yerleşir. Kastamonu’da oturan İsa Dede Efendi bir türlü şehire gelmesini sağlayamaz. Yıllarca bu kovukta yaşadıktan sonra, ısrarlara dayanamayarak kovuktan çıkıp kente yönelir. Çınar da arkasından yürür. Bunun üzerine Şeyh Şa’ban-ı “Oldu mu ya oldu mu ya ? Ben bunca zaman sürdürdüğüm manevi sefaya seni de ortak ettim. Yaşadığım güzellikleri seninle paylaştım. Sen de şimdi benim gizlerimi ele veriyorsun “ diye ağaca sitem eder. Ağaç olduğu yerde kalır. Şeyh Şa’ban Seyit Sünnet Mescidine yerleşir. Başka bir efsaneye göre Hz.Hızır, Seyit Sünneti Efendiye vefatından 40 yıl sonra yerine oturacak bir evliyanın geleceğini müjdelemiştir. Kastamonu halkı çınar kovuğunda yaşayıp ibadetle vaktini geçiren ve keramet ehli olduğu belli olan bu zatın müjdelenen evliya olduğunu anlamıştır.

Şeyh Şa’ban’ın öğrencilerinden olan Muhyiddin Efendi’nin anlattığı rivayet edilen bir efsaneye göre, Şeyh Şa’ban öğrencileriyle ders yaparken bir adam huzura gelir. “Efendim, yol üzerinde bir değirmenimiz vardı. Bir arkadaşımla değirmenin taşını değiştirecektik. Yeni taşı kaldırdık tam koyacakken derenin dibine yuvarlandı. Dereden tekrar çıkarıp yerine koymamız mümkün değildi. Çünkü taş çok ağırdı. Ne yapacağımızı düşünüp dururken, hatırımıza siz geldiniz ve – Yetiş ey Şaban-ı Veli Hazretleri, diye imdat istedik. O an bir el değirmenin taşını aşağıdan aldığı gibi getirip yerine koydu. İşte orada gördüğüm el ile bu öptüğüm el aynı eldir” demiştir.

Şeyh Şaban’ın öğrencilerinden Mehmet Efendi’nin anlattığı rivayet edilen bir efsaneye göre, Horasan evliyalarından biri, 3 öğrencisine Anadolu’da Şeyh Şaban isimli bir evliyanın yaşadığını ve gidip ondan feyz almaları gerektiğini söyler. Yola çıkan dervişler Kastamonu’ya yaklaşırken, Şeyh Şa’ban-ı Veli kendi dervişlerini yanına çağırıp onlara bir ayna verir ve Horasan’dan gelen 3 dervişi yolda karşılamalarını ve aynayı onlara vermelerini söyler. Kastamonu’dan yola çıkan dervişler bir süre sonra, Horasan’dan gelen dervişler ile karşılaşırlar ve onlara Şeyh Şa’ban-ı Veli’nin hediyesi aynayı verirler. Aynayı her alan derviş aynaya baktığında Şeyh Şaban’ın tebessüm ederek kendilerine baktığını görür. Bunun üzerine Horasan’dan gelen dervişler biz göreceğimizi gördük, anlayacağımızı anladık, Şeyh Şaban’ın teveccühlerine kavuştuk diyerek, Kastamonu’ya gelmeden geri memleketlerine dönerler.

Şeyh Şaban Veli’nin yanına bir gün bir fakir gelir. Çok fakir olduğunu, bir eşeğinin olduğunu onun da öldüğünü söyler. Çocuklarının geçimini temin edecek hiçbir şeyin kalmadığını, namerde muhtaç olmak istemediğini söyler. Bunun üzerine Şeyh Şaban elini açarak Allah’tan bu fakirin dileğinin gerçekleşip, geçimini temin edecek yolun bulunması için dua eder. Duanın bitiminde dergahın kapısı açılır ve atın üzerinde bir adam yedeğinde bir katırla içeri girer. Şeyh Şaban’a yedeğinde katırı hediye etmek istediğini söyler. Şeyh Şaban’da fakire dönerek, Allah ölen eşeğin yerine daha iyisini hediye etti, bu katır senin der. Olayın ne olduğunu anlamayan adama fakirin durumu anlatılınca, adam aslında katırı yarın getireceğini, ama içinden bir sesin mutlaka bugün götürmesi gerektiğini söylediğini anlatır. Böylece fakir adam geçim kaynağı olacak bir katıra kavuşmuştur.

Kürekçi Mustafa isimli birinin başından geçtiği rivayet edilen bir efsanede, kürekçi 1200 akçe birine borçlanmıştır. Ne kadar çalışsa da kazancı bu borcu ödemeye yetmemektedir. Bunun üzerine bir türbeye gidip burada dua edip borçlarından kurtulmayı diler. Türbeden çıkışta aklına Şeyh Şaban’ı Veli’ye gitmek gelir. Dergaha gelir, Şeyh Şaban’ın huzuruna çıkar, Şeyh Şaban yalnızdır. Şeyh Şaban kürekçiyi görünce oturduğu minderin altını göstererek burada ki akçeleri almasını söyler. Şaşıran kürekçi minder altındaki akçelerden bir miktar alınca, Şeyh Şaban tamamını almasını söyler. Oradaki akçelerin tamamını alan kürekçi, dua ederek huzurdan çıkar. Dışarı çıkıp akçeleri saydığında tam borcu olan miktar kadar olduğunu görür. Hemen borcunu öder ve o günden sonrada hiç borçlanmaz.

Murat Halife adlı bir imam bir gün dergaha gelir. O sırada öğrencileri ile sohbette olan Şeyh Şaban’ın konuşmalarını dinler. Çok etkilenir. Bir an Şeyh Şaban’ın başının caminin kubbesi büyüklüğünde görür. Hemen yaklaşıp Şeyh Şaban’ın elini öpmeye başlar ve dizinin dibine oturur. Öğrencilerden biri yanındakine, niye hocamızın elini durup durup öpüyor acaba niye sorunca, diğer öğrenci gönül gözü açıldı da ondan. Ya hocamızın başının Arş-ı alaya değdiğini görse zevkten mahvolurdu demiştir.

Anlatılan bir başka efsaneye göre Şeyh Şaban bir yıl kendine ait bir odada halvete girerek günlerce dışarı çıkmamış. O sıralarda da Hac mevsimiymiş. Kastamonu’dan bir kişi Hac görevini yerine getirmek için Kabe’ye gitmiş, görevini yerine getirip memleketine döneceği zaman hastalanmış. Uzun zaman hasta yatmış, bir türlü iyileşip de memleketine dönememiş. Memleket hasretiyle yanıp tutuştuğu bir an, yanına biri gelerek hacının ağlama nedenini sormuş. Sıkıntıyı öğrenince, - Kabe’nin Hanifi mihrabının yanında beş vakit namaz kılıp kaybolan biri vardır. Oraya git ve onu bul. Bulunca da ellerine yapış derdini anlat. Kendini gizlerse de sen ısrarla derdine çare olmasını iste- demiş. Hacı peki diyerek Hanefi mihrabının yanına gitmiş. Namaz kılarken dikkatle etrafını kontrol etmiş. Bir ara memleketinden tanıdığı Şeyh Şaban’ı görmüş, namazdan sonra yanına giderim diyerek, hem namazını kılmış hem de derdine derman olacak kişinin kim olduğunu anlamaya çalışmış. Namaz bittikten sonra Şeyh Şaban’a baktığında onun kaybolduğunu görmüş. O zaman aradığı kişinin Şeyh Şaban olduğunu anlamış. Bir sonraki namazda, yine aynı yerde Şeyh Şaban’ı görünce hemen yanına gidip derdini anlatmış çare olması için yalvarmış. Şeyh Şaban sırrının açığa çıkmasından korktuğunu dile getirince, hacı sır saklayacağına yemin etmiş. Şeyh Şaban namazdan sonra kimsenin bulunmadığı bir yerde görüşerek hacının gözlerini kapatmasını söylemiş. O zat gözlerini açtığında kendisini Kastamonu’da evinin kapısından bulmuş. 
      Bu zatın kasabamızın dikmen tepesinde uzlet ettiği söylenegelmektedir.
« Son Düzenleme: 16 Mart, 2009, 16:18:32 ÖS Gönderen: kazim kemerkaya »

Çevrimdışı kazim kemerkaya

  • Tecrübeli Üye
  • *
  • HER DÜŞÜNDÜĞÜNÜ SÖYLEME, HER SÖYLEDİĞİNİ DÜŞÜN
    • Profili Görüntüle
Ynt: GÖNÜL SULTANLARI
« Yanıtla #18 : 17 Mart, 2009, 08:52:06 ÖÖ »
Hz. Ali den ogutler ve guzel sozler

--------------------------------------------------------------------------------

Hz. Ali den altin sozler ve guzel ogutler...

muslumanlar dinde kardesim, insanlar yaradilista kardesimdir...

ruh hastasi olmak istersen tembel ol yeter...

eger hic olmemek istiyorsan, arkanda eser birak...

cahil dostum olacagina, alim dusmanim olsun...

COCUKLARINIZI KENDI CAGINIZA GORE DEGIL, ONLARIN CAGINA GORE YETISTIRIN...

ilim, insanin huzurunu temin eder...

akil insanin faziletidir...

takva insani aziz eder. takva Cenabi i Hakk in emirlerini yerine getirmekten ve yasaklarindan kacinmaktan ibarettir...

sabir, belayi hafiflestirir...

irfan ve zeka, nurani isiktir. onun aydinlattigi yolda gidenler, ziyan ve perisanliga ugramazlar...

devami yarin insaallahhhh --------->>>>>


dunun devam i ...

ofke, akli bozar, gercegi istikametinden ayirir, yanlis yonlere sevkeder. Allah, akil ve irfanla insani hayvanlardan ayirmistir, ayrica Ilahi nimetlere ve ikramlarina eristirmek icin sevap yolunu gostermis, bunun icin calismayi da sart kosmustur. insanin meydana gelen olaylardan etkilenmemesi mumkun degildir kimi insanlar, kizginliklarini yenemeyip kotu sonuclara vesile olurlar. iste o anda Hakk in istedigi yone cevrilmek gerekir. olgunlasmanin baska ilaci ve caresi yoktur...

gercek zengin, elinin emegi ile yetinendir. boylece o kisi, ayni zamanda gonul huzurunuda elde etmis olur...

insan, dusunup planlamadan giristigi her isten daima zararli cikar. pismanlik ve aci duymamak icin, onceden isin sonunu dusunmek ve hesaplamak gerekir...

su dort insan, her an kotulukle yuzyuze kalir. bunlar:
yalanci olanlar,
cimrilik yapanlar,
serli olanlar
kotu ahlaki ile taninanlar....

(bu yukarda yazili olan kisilerden olmamak umidi ile insaallah) AMIN...

devami yarin ---------------->>>


DEVAMI ----->>>....

cihad cennetin kapilarindan bir kapidir...

ey insanlar, sizin icin en tehlikeli iki sey: bos isler pesinde kosmaniz ve hep uzun emeller beslemenizdir....

dikkat edin, hem dunyanin hemde ahiretin ogullari vardir, siz ahiretin ogullarindan olunuz... cunki her ogul, kiyamet gununde babasina katilacaktir. bugun amel gunudur, hesap gunu degil; yarinsa hesap gunudur, amel gunu degil....!!!!!!!

(insaallah ahiretin ogullarindan olabiliriz...)

DEVAMII ----->>>

bu dunyanin basi keder, sonu ise fenadir. Helalinde mutlaka hesap vermek var, haraminda ise ceza var.zengin olan fitneye maruz kalir, fakir olan uzuntuye bogulur. kendisiyle gorenin gozunu acar, gozu kendinde olanin gozunu ise kör eder.

insanlarin en aptali ve alcagi, gecici lezzetler icin sonsuz lezzeti terkedendir.

nimetlerin kiymeti, ancak zitlarin karsilastirilmasiyla anlasilabilir.

kotuluklerden kacinan, dogal olarak yuksek dereceleri elde eder.

karar vermekte aklinin yetmedigi zamanlarda, senden daha akilli kimselerde gorus. zira boylesi dogruyu bulmaya daha elverislidir.

ayip isler yapanlar, baska kimselerin ayip ve kusurlarini saga sola anlatmayi, yaymayi cok isterler ve severler. boylece kendi ayiplarinin gerekcelerini genisleterek. kusurlarinin gizlenecegini sanirlar.!!!!
su bes sey, bes kiside cok cirkin gorulmustur;
1- alimlerde fisk-u fucur( gunahlara batma)
2- hikmet sahiplerinde HIRS
3- ihtiyarlarin ZINA yapmasi
4- kadinlarda AR ve HAYA azligi
5- zenginlerde CIMRILIK hali...



 

Çevrimdışı kazim kemerkaya

  • Tecrübeli Üye
  • *
  • HER DÜŞÜNDÜĞÜNÜ SÖYLEME, HER SÖYLEDİĞİNİ DÜŞÜN
    • Profili Görüntüle
Ynt: GÖNÜL SULTANLARI
« Yanıtla #19 : 17 Mart, 2009, 13:59:03 ÖS »
ELVAN SEYİD

Çankırı ili, Orta ilçesi, Elmalık Kasabasında, kasaba mezarlığının orta yerinde Elvan Seydi Hazretleri Türbesi adı altında bir yatır bulunmaktadır.

Tarihi şahsiyetini tespit etmek için yaptığımız araştırmalarda, üzülerek belirtelim ki,doyurucu herhangi bir bilgiye rastlayamadık.Ancak kendi adına 1927 yılında kurulan vakıf ve vakfiye belgeleri ve halk rivayetleri onu tanımamızda şimdilik başlıca kaynak durumundadır.

Elvan Seydi’nin babası Çankırı’ya bağlı Seydi köyünde türbesi ve camisi bulunan Hacı Murad-ı Veli’dir. Hacı Murad-ı Veli’nin türbesinin başında bulunan taş işleme Horasani olup,dolayısıyla da,Elvan Seyid Hazretleri’nin Horasan menşeili Alperenler’den olabileceği anlaşılmaktadır.

Çankırı tarihçisi Tayip Başer,halk rivayetlerinden derleyerek oluşturduğu, “Karatekin Uluları” adlı eserinde,Elvan Seyid’in babası ve dedesi hakkında şu bilgileri vermektedir.

“Hacı Murad-ı Veli’nin babası Aliyyül Büka, 12.yüzyılda Türkistan’da doğmuştur. Aliyyül Büka, 12. yüzyılın başlarında Türkistan’dan ayrılmış, Hac farizası için Hicaz’a buradan da Şam’a ve Urfa’ya gelmiştir. Urfa Halilül-Rahman camiinde uzun bir zaman kayyımlık yaptıktan sonra İç Anadolu’ya doğru yola çıkmış, Tosya ve Çankırı havalisinde konaklamıştır.

Yine halk rivayetlerine göre, Elvan Seyid Hazretleri Seyyitdir.Yani soyu Hz.Ali vasıtasıyla Hz. Peygambere dayanmaktadır.Buna kaynak olarak da;Tayip Başer “karatekin Uluları” adlı eserinde Orta ilçesi Elmalık Kasabasında Himmetoğlu Hasan Doğan adında birinin elinde,Elvan Seyyid Hazretlerine ait bir şecerenin varlığından sözetmektedir. Kasabanın yaşlıları,sözü edilen şecerenin varlığının doğru olduğunu,ancak 25 yıl kadar önce kaybolduğunu bildirmektedirler.Bu şecerenin bulunması Elvan Seydi’nin tarihi şahsiyetini tanımamızı kolaylaştıracaktır.Doğum ve ölüm tarihlerini kesin olarak bilemediğimiz Elvan Seyid, Hacı Murad-ı Veli’nin üç oğlundan biridir.Diğer kardeşleri, Abdülgaffar Çelebi,babası Hacı Murad-ı Veli türbesi yanında Seydi köyünde,Pir Ali Çelebi ise Çubuk ilçesi Selek köyündedir.

Elvan Seydi’nin babasının yanından kaç yılında ayrılıp Elmalık kasabasına geldiğini kesin olarak bilemiyoruz. Ancak, kendi adına kurduğu vakıf ve vakfiyenin 1927 yılında oluşturulduğunu düşünecek olursak,O’nun 1200 lü yılların başından itibaren,Bizanslıların Paflagonya olarak ifade ettikleri Çankırı ve Kastamonu bölgesi Anadolu Selçuklu Emiri Hüsamettin Çoban Bey tarafından yavaş yavaş fethedilmeye başlanmıştı.İşte bu tarihlerde fethedilmiş olması kuvvetle muhtemel olan Elmalık topraklarına,Türkmenleri yerleştirmek ve buranın Türkleşmesini sağlamak için, Elvan Seyit Hazretleri,manevi bir önder olarak gelmiştir.

Bu önderlik çerçevesinde Elvan Seyyid,Elmalık Kasabasında (o günkü adıyla karyesinde) 1 mescit, zaviye ve hayvanlar için bir ahır inşa etmiştir.Bu konu ile ilgili Elvan Seyyid Vakfiyesinde geniş bilgi bulunmaktadır. Vakfiyeye göre; Elvan Seyid’in bu çalışmalarını duyan muhtemelen ya Çobanoğulları veya Candaroğullarından bir bey olan Mehmet Bey oğlu Mahmut Bey, kendi mülk toprağı olan Elmalık Kasabasının topraklarını Elvan Seyid Vakfına bağışlayarak, vakfiye haline getirmiştir.

Elvan Seyid ve soyundan gelenlerin 1927 yılından 19.yüzyılın sonlarına kadar sözü edilen zaviyenin şeyhliğini yürüttükleri anlaşılıyor. Ancak 19. yüzyılın sonlarında bu zaviyenin ortadan kalkmasından sonra bölge halkının zamanla bu toprakları tapuladıkları ve böylece Elvan Seyid Vakfının da ortadan kalkmış olduğunu görüyoruz. Elvan Seyid’in kaç yıllarında vefat ettiği kesin olarak bilinmemesine rağmen 14. yüzyılın başlarına kadar yaşadığı veya yaşamış olabileceğini söyleyebiliriz. Bununla birlikte Elvan Seyid ölümünden sonra da bölgede manevi nüfuzu ile günümüze kadar yaşamış ve bundan sonra da yaşamaya devam edecektir.