Köy Meydani > Muhabbet Olsun

Teyakkuz yazılarından(Münib Engin Noyan)

<< < (2/3) > >>

Ramazan:
   sayın kemerkaya
mevzumuz isimler değildir ama konu maalesef oraya çekildi
mevzuumuz  hadisi şeriifin yanlış anlaşılması yanlış aktarılmasıdır her sakallıyı dedemiz zannetmeyelim
alimi alim tanır buyurmuş ehli sünnet alimleri

hiç bir ihtiyaç yokken yoldan geçen bir yabancı kadına selam verilmez nezaket gösterilmesi beklenmez beklenemez   aamı sapık diye damgalarlar helede böyle bir zamanda (ayrıca türk kültüründede hiç kimse yabancı bir erkeğin hanımına kızına selam verme bahanesiylede olsa konuşmasına müsede eymez bununla ilgili çok kavgalar cinyetler boşanmalar olmuştur)
konu bu kadar hassas ve önemlidir
 
Bu arada ben aktardığım büütün yazıların hangi kaynaklardan alındığını yazıyorum hepsi ehli sünnet alimleriinin başta mezhep imamlarımız olmak üzere mezhebimizin yetiştirdiği mücdehidlik derecesindeki alimlerden aktarıyorum

gelelim münip engin noyana
defalarca  diinimizde müzik diye bir şey yoktur diye aktardığım halde ilahileri çalgıyla söylersek küfre düşeriz diye senetli ısbatlı yazı aktardığım halde  aşağıdaki yazıda munip engin noyan müzikden kopamam diyor  sizde bu zata alim diyorsunuz
   bir kere  kuranı kerim peygamberimize inmiştir muhatabı o dur o eshabı kirama ve sıralı olarak ümmetine açıklamıştır  biiz  hanefi mezhebine mensubuz bir imamımız var kafamıza göre kuranı kerimi açıp manası neymiş diye okuyamayız okusak bile anlayamayız bu konularla ilgili bol bol
yazı aktardım islami konulara lütfen oradan okuyunuz

münip engin noyan olsun,yusuf islam olsun, sami yusuf olsun bunlar birer  truva atıdır
az biraz hidayete eren sakal bırakan biraz kitap okuyan kendini alim zannediyor
hemen fıkıh veilmihal kitapları okuyacağına   ayetlerden dem vuruyorlar
   kuarnı kerim çoklarını hidayete erdirdiği gibi çoklarınıda küre düşürür(Bu bir hadis mealidir)
her mesleğin bir ilmi vardır  daha ilkokula bile gitmeden üniversiteye gidilmez
    vehhabilik diye bir şey var ingilizler kurdurdu osmanlı o yüzden yıkıldı şu anda arabistan ehli sünnet değil   yaldızlı sözlere lütfen aldanmayalım






İslam âlimi kime denir

Sual: Resulullahın vârisi olduğu bildirilen İslam âlimleri kimlerdir?
CEVAP
Resulullah efendimizin vârisi olan ve kendilerine Ulema-i rasıhin denilen âlimler eskiden çok idi. Şimdi yeryüzünde böyle âlim yoktur. Mutlak müctehid bulunmadığı gibi, mezhepte müctehid de yoktur.

Şevahid-ül-hakta buyuruluyor ki:
Hicri dördüncü asırdan sonra, dünyada ictihad edebilecek âlim hiç kalmadı. Şimdi bütün müslümanların, bilinen dört mezhepten birine uymaları gerekir.

Din âlimi olmak için, 8 yüksek din bilgisini, bütün inceliğiyle öğrenmek, fen bilgisinde de kâfi ilme sahip olmak gerekir.

İslam âlimlerinden müfessir, muhaddis, mütekellim, mutasavvıf ve fakih denilen zatlar, din imamıdır. Bunların her sözü, her beyanı, Kur’an-ı kerimin ve hadis-i şeriflerin açıklamasıdır. Her sözleri sabit ve müsellem ve muhakkak doğrudur. Müfessir, tefsir kitabı yazan demek değildir. Müfessir, kelam-ı ilahiden, murad-ı ilahiyi anlayandır. Tefsir, ancak Fahr-i âlem efendimizin mübarek lisanından, Sahabe-i kiram ve onlardan Tabiin ve Tebe-i tabiine ve böylece sağlam, kıymetli insanların söylemesi ile, tefsir kitabı yazanlara, daha doğrusu fıkıh ve kelam âlimlerine gelen haberlerdir.

Müctehid olmak için
Sual: Müctehid olmak için hangi kitapları okumak lazımdır?
CEVAP
Eshab-ı kiram kitabında buyuruluyor ki:
Müctehid olmak için Arabi ilimleri ve Kur’an-ı kerimi ezbere bilmek, her âyet-i kerimenin manay-ı müradisini, manay-ı zımni ve iltizamisini bilmek ve âyet-i kerimelerin geldikleri zamanları ve gelme sebeplerini ve ne hakkında geldiklerini, külli ve cüzi olduklarını, nasih veya mensuh olduklarını, mukayyed veya mutlak olduklarını ve kıraet-i seba ve aşereden ve kıraet-i şazzeden nasıl çıkarıldıklarını bilmek, hadis kitaplarındaki, yüz binlerce hadisi ezberden bilmek ve her hadisin ne zaman ve ne için irad buyurulduğunu ve manasının ne kadar genişlediğini ve hangi hadisin diğerinden önce veya sonra olduğunu ve bağlı bulunduğu olayları ve hangi vaka üzerine buyurulduğunu ve kimler tarafından nakil ve rivayet olunduğunu ve nakledenlerin ne halde ve ne ahlakta olduklarını bilmek, fıkıh ilminin üsul ve kaidelerini tanımak, 12 ilmi ve Kur’an-ı kerimin ve hadis-i şeriflerin işaretlerini, rumuzlarını ve açık ve kapalı manalarını kavramak ve bu manalar kalbinde yer etmiş olmak, kuvvetli iman sahibi olmak ve itminan ile dolu, nurlu ve saf bir kalbe ve vicdana malik olmak gerekir.

Bütün bu üstünlükler, ancak Eshab-ı kiramda ve sonra, 200 yıl içinde yetişen, bazı büyüklerde bulunabildi. Daha sonraları, fikirler, reyler dağılıp, bid’atler çıkıp yayıldı. Böyle üstün zatlar azala azala, 400 yıl sonra, bu şartlara haiz olan, yani mutlak müctehid olarak meşhur olan görülmedi.

Yüksek din bilgileri, tefsir, usul-i kelam, kelam, usul-i hadis, ilm-i hadis, usul-i fıkıh, fıkıh, ilm-i tasavvuftur. Bu 8 ilmi öğrenebilmek için gerekli alet ilimleri ise 12 dir. Bunlar, sarf, iştikak, nahv, kitabet, iştikak-ı kebir, lügat, metni lügat, beyan, meani, bedi, belagat, inşa ilimleridir. (Hadika)

Mevduat-ül ilim kitabının (Tefsir İlminin Dalları) bölümünde, Kur’an-ı kerim ilmi, içinde şaşılacak, akıllara durgunluk verecek sayısız acayip haller bulunan engin bir denizdir. Öyle yüksek ve metin bir dağdır ki, ondaki hayret veren şeyleri öğrenmek, her sırrına erişmek imkansızdır. Bu ilmin sayılmayacak kadar dalı vardır, denilerek altmışın üstünde tefsir ilminin kolları bildirilmiştir.

Sual: Niçin günümüzdeki insanların yazdıkları kitapları değil de, eski âlimlerin kitaplarını tavsiye ediyorsunuz?
CEVAP
İslam âlimlerinin en büyüklerinden olan imam-ı Rabbani hazretleri, dört yüz sene önce buyurdu ki:
(İslam âlimleri, bugün garip oldu, azaldı. Şimdiki tarikatçıların yoluna bid'atler karıştığı ve bu yolu bozdukları için, Resulullahın sünnetine sarılmış olan büyük âlimleri, bu millet tanımaz oldu. Bu bilgisiz kimseler, milletin kalbini, bu bid'atleri ile kazanmaya çalıştılar. Böyle yapmakla dini yayacaklarını, hatta İslamiyet’i olgunlaştıracaklarını sandılar. Hâşâ öyle değildir. Bunlar, dini yıkmaya çalışıyorlar. Allahü teâlâ bunları doğru yola kavuştursun! Şimdi büyük âlimlerden bu ülkede pek az kalmıştır. İslamiyet’i sevenlerin, bu âlimlerin kitaplarının bildirdiği yolda gitmeleri gerekir.) [c.2 m.62]

Hadis-i şeriflerde (Kıyamete yakın ilim azalır, cehalet artar), (İlmin azalması âlimlerin azalması ile olur. Cahil din adamları, kendi görüşleri ile fetva vererek fitne çıkarırlar, halkı yoldan saptırırlar) ve (Her asır, önceki asırdan daha bozuk olur. Böylece kıyamete kadar hep bozulur) buyuruldu. İnsanların en iyileri olan âlimlerin yazdıkları kitapları beğenmeyip, bozuk asrın bozuk insanların kitaplarına aldanmaktan sakınmalıdır! (Hadika)

Din yeni gelmedi. Hem de kâmil olarak geldi. Eksik olarak gelmedi. İslamiyet saf, berrak şekildedir. İslami ilimler, nakli ve akli ilimler olmak üzere ikiye ayrılır. Nakli ilimler, yani din bilgileri zamanla değişmez, kıyamete kadar hep aynıdır. Zamanla değişen, âdetler ve fen bilgileridir. Nakli ilimlerin saf, berrak, bid’atsiz şekli geridedir. Akli ilimlerin ise en gelişmiş şekli ileridedir. Zamanla gelişirler. Fende değişiklik olur, dinde değişiklik olmaz. Nakli ilimleri yani din bilgilerini fen bilgileri ile karıştırmak, cahillik değilse, nedir? Din düşmanlarının oyunlarını anlayalım, tuzaklarına düşmeyelim.


Bu bilgileri  ehli sünnet alimlerinin son halkası seyyid  abdulhakim arvasi hz.lerinin ilim deryası ile dolu olan  www.dinimizislam.com   dan alıyorum sizede tavsiye ederim  ayrıca islami konular bölümünde alimlerin çeşitleri ile ilgili bilgi vardır





Hadis-i şerifleri açıklamak gerekir

Sual: (Ümmetim 73 fırkaya ayrılacak, zındıklar hariç hepsi Cennete gider) hadisi ile (Ümmetim 73 fırkaya ayrılacak, bunlardan yalnız biri Cennete girecektir) hadisi birbirine zıt değil midir?
CEVAP
Zıt değildir. İkisi de aynı şeyi ifade etmektedir. Cennete gider demek, doğrudan gider demek değildir ki. Cehennemde cezalarını çektikten sonra gidecek demektir. Ümmet kaç fırkaya ayrılırsa ayrılsın, bid’ati küfür olmayan yani zerre kadar imanı olan elbette Cennete gidecektir. Bunun gibi açıklama gerektiren birçok hadis-i şerif vardır. Birkaç örnek verelim:
(Din kardeşini ziyaret eden Cennettedir.) [Taberani]

(Cömert, Cennete gider.) [Ebuşşeyh]

(Yatağa girince yüz kere "İhlas" okuyan Cennete girer.) [Tirmizi]

Din kardeşini ziyaret etmekle, cömert olmakla ve ihlas okumakla diğer günahlarının cezasını çekmeden Cennete mi gider? Açıklaması olması gerekir. Yani itikadı düzgün ise, sevapları günahlarından çok ise, yahut affa veya şefaate uğramışsa ancak o zaman din kardeşini ziyaret eden, cömert olan ve yüz ihlas okuyan Cennete girer. Bir de iman şart. Ne kadar iyilik ederse etsin, insanlığa ne hizmeti yaparsa yapsın, hatta namaz kılsın Müslüman değilse Cennete giremez. İki hadis-i şerif meali şöyledir:
(Cennete Müslüman olan girer.) [Buhari, Müslim]

(Cebrail aleyhisselam, Allah’a şirk [ortak] koşmadan ölen herkesin muhakkak Cennete gireceğini müjdeledi.) [Buhari]

Bu iki hadis-i şerifi bile açıklamak gerekir. Her Müslüman doğrudan Cennete giremez. Günahlarının cezasını çektikten veya şefaate kavuştuktan sonra Cennete girer. Bu bakımdan Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarında aklımıza ters gelen bir hadis-i şerif görünce, bu uydurma demekten çok sakınmalı. Biz o hadisin uydurma olduğunu biliyoruz da o büyük âlimler bilemez mi? Onlardan öğrendiğimiz bilgilerle, onları mı sorguya çekeceğiz? Bu fen bilgisi değil ki, zamanla daha iyisi bulunmuş olsun. Muhaddis bir âlimin kitabındaki bir hadis-i şerife uydurma demek, o âlimi cahillikle suçlamak olur.

(Halktan bir şey istemeyeceğine söz verenin Cennete gireceğine kefilim.) [Nesai] (Çok günahkâr birisi günahlarının cezasını çekmeden veya şefaate kavuşmadan elbette Cennete giremez.)

(Cennete temizler girer.) [Deylemi] (Bir kâfir de temiz olabilir, imanı olmadan nasıl Cennete girer. Sonra her temiz olan Müslüman da doğrudan Cennete giremez.)

(Kibirden de uzak olduğu halde ölen Cennete girer.) [Tirmizi] (Diyelim ki bir canide kibir yok ama her kötülük var, bu adam doğrudan Cennete girebilir mi? Demek ki bunları açıklamak gerekir.)

(İki kız evladına güzel muamele eden, mutlaka Cennete girer.) [İbni Mace] (Bu kimse, kibirli, hain, kul ve hak borçları varsa veya imanı yoksa nasıl Cennete girer?)

(Kocası razı olduğu halde ölen kadın Cennete girer.) [Tirmizi] (Bir kadın her türlü melaneti yapsın, sırf kocası razıdır diye doğrudan Cennete gidebilir mi? Burada kocaya itaatin önemi bildirilmektedir. Kocasını razı ederse, diğer işleri kolaylaşır demektir.)

İmam-ı Rabbani hazretleri, (şartsız bildirilen bir hüküm şartlı olarak anlaşılır) buyuruyor. Mesela koyun eti yemek caizdir. Hüküm şartsız bildirilmiştir. Koyun eti caiz diye canlı bir koyunun bir budunu kesip yiyemeyiz. Ehl-i kitap hariç, gayrı müslim keserse veya kendiliğinden ölürse, leş olur, yenmez. Besmelesiz kesilirse de yenmez. Bu anlaşılınca bid’at fırkaların hangi şartlar altında Cennete gideceği anlaşılır.



saklı cennet sitesindeki yazısından bir demet(cennet olmayan şeye cennet demek bile uygun değil
kuran mealleride kuran değil kuran diyenin imanı gidermiş ehli sünnet alimleri bildiriyor)



Münip Engin Noyan (49) eşi Eser Noyan'la müzikle uğraşırken, keskin bir dönüş yaptı. Samanyolu TV'deki Kapılar ve Köprüler programıyla yıldızı İslami çevrelerde parladı. Sonra eşinden ayrıldı. Bugün başka tür bir star: Kitapları yok satıyor.
islamiyet geçim vasıtası değildir daha burada yanlışı başlıyor dinden para kazanılmaz

Ayağında mest lastiği, sırtında derviş ridası, elinde tesbihiyle hayranlarını irşad ediyor. Perşembeleri Fatih'teki Ağaç Kitap Kültür Merkezi'nde kendi deyişiyle ‘‘Kuran eksenli’’ sohbetler yapıyor.
kuran eksenli ne demek biizim bir imamımız yokmu kuran engin noyana mı inmiş hangi hocalardan ders almış o hocalar ehli sünnetmi

 Ayet ve hadislerle süslediği akıcı konuşmasına mimiklerle tiyatrovari bir tat katıyor.
(evet yüce diinimizi oyuncağa çeviriyor Burada bana kızacaksın ama) Ancak Engin Noyan, İslami kesimlerden ağır eleştiriler de alıyor. O da bu eleştirilerden yakınıyor.

Müzisyen olarak tanınıyordunuz. Şimdi çok farklı bir alanda ün yaptınız, dini bir kimliğe büründünüz. Nasıl oldu bu?

- Dönüş yapmadım. İleri doğru gittim.

İslami konularla daha önceleri bu kadar ilgili miydiniz?

- Dinden kopuk değildim. Entelektüel düzeyde ilgilendiğim bazı konuların üzerinde daha fazla yoğunlaşmaya başladım. Sakalımı sorgulayarak ağarttım.(Tam vehhabi ağızı bir insanın sorgulaması için o konuda az çok bilgi sahibi olması lazım hiç bir şey bilmeyen neyi sorgulayacak ancak aklına yatana he diyecek yatmayanı sorgulayacak  halbuki islamiyetde akılla değil imanla girilir akılla olursa aklı tasdik olur akıl emirlere muhatap olmak içindir yoksa akıl yürütüp kendine göre yorum yapmak için değil o zaman insan sayısınca din olur

Ekranlarda mistik ve sufi yönleri ön planda bir Engin Noyan portresi vardı. Şimdi çok aktif görünüyorsunuz?

- Benim mistik bir tarafım yok. Dünyadan elini etiğini çekti sözlerine de katılmıyorum. Hayatın göbeğindeyim. Dümdüz, sokak Müslümanıyım. Müslüman miskin olmaz. Marx'ın afyon dediği din İslam dini değil.

Ekranda konuklarınızla yaptığınız sohbetler ortalama izleyici kitlesini aşan şeyler değil miydi?

- Tarkan'la konuştuğunuz gibi Bülent Ecevit'le aynı üslupla konuşamazınız. Dinin de kendine göre bir terminolojisi var. Ben ehl-i tarik değilim. Tasavvuf İslamın çok özel ve derin bir alanı. Daha oraya gelmedim.

Hayatınızda neler değişti?

- Hayatımdaki safraları atıp Hz. Muhammed'in yeterlilik ilkesine göre yaşamaya başladım. Dost ortamları, sohbet konuları, aile hayatım değişti.

Müzikten tamamen koptunuz mu?

-Kopabilir miyim? Hala dost ortamlarında gitar çalıp şarkı söylüyorum. Bir müzikal projemiz var. Uhud Savaşı'nı oynamak istiyoruz.

Neyle geçiniyorsunuz?

-Sadece kitaplarımdan kazanıyorum. Konferanslardan ücret talebim olmuyor. Zengin bir adam değilim elhamdüllillah!

Fethullah Hoca'yla gönül bağınız var mı?

-Hocaefendi'yi çok severim ve önemserim. Ama o ekolde değilim.

Bir tarikat ya da cemaate bağlı değilsiniz. Yeni bir ekol müsünüz?

- Bir cemaate veya tarikata bağlı olmadan Kuran'ı ve İslam'ı anlamaya, yorumlamaya çalışıyorum.
(sen kim ben kim kuranı peygamberimiz açıklamış veda haccı konuşmasında olmuş olacak herşeyi bildirdim buyuruyor imamı azam 800 bin meseleyi çözmüş daha neyi yorumlayacaksın
yüksekden düşen şehid olur buyurmuş peygamberimiz ister uçakdan düş ister merdivenden ister arabadan hapsi aynı)

HIRİSTİYANA DAHA HOŞGÖRÜLÜLER

İslami kesimden eleştiriler alıyorsunuz. Çıkışınız bazılarını rahatsız mı etti?

-Hem daha önceki çevremden hem de İslami çevreden eleştiriler aldım. Ancak bu muhitten aldığım eleştiriler beni şaşırttı. Yaralayıcı oldu. Ben kendimi Allah'a karşı sorumlu hissediyorum. Problem ettiğim için söylemiyorum ama kimseyi samimiyetinize inandıramıyorsunuz.
(Şahsen samimi olabilirde olmayabilirde beni ilgilendirenkısmı ehli sünnete muhalifmi konuşuyor yazıyor yoksa vehhabiler gibi yorummu katıyor kim yorum katıyorsa o atılır babam bile olsa burada bilmedende yanlış yapılabilir ama haticeden ziyade netice önemlidir)

İslami kesim size hoşgörüsüz mü davrandı?

-Müslüman, bir Hıristiyana gösterdiği hoşgörüyü Müslümana göstermiyor.(O diyaloğcuların proplemi
hrıstıyan hırıstıyanım diyor belli  ama  müslümanım deyipde itikadımızı bozucu yayınlar yapıp zengin olmaya alet etmek bu uygun değil ehli sünnet alimleri böyle buyuruyor fıkıh ve ilmihal kitaplarını okuduğunda orada yazdığını herkes görür)

Sizi Sabetayist olmakla suçladılar. Hacca gittiğiniz yıl sizinle ilgili spekülasyonlar zirveye çıktı. Nereden çıktı bu tartışmalar?

-Azınlık kültürünü çok iyi bildiğim ve soyadım Noyan olduğu için çeşitli suçlamalarla karşılaştım. Bunlara önem vermedim. Bana bu suçlamaları yapanlar benim üzerimde hiç mi İslami bir alamet bulamadılar? İddialar delillere dayanmalı. Ayrıca geçmişte farklı bir düşüncede olsam ne yazar? Bugün ne yaptığım ve neye inandığım önemli değil mi?

Dini bir rekabet ortamında rakiplere fark mı attınız yoksa?

-Bir cemaate veya tarikata girseydim bunların hiçbiri olmazdı. Farklı bir duruşunuz varsa bunlar kaçınılmaz.

Vermek istediğiniz mesaj ne? Neyin peşindesiniz?

-Kitaplarımın önsözlerinde ısrarla vurguluyorum. Benim kitaplarım ilmi, akademik çalışmalar değil. Bir Müslümanın samimi duyguları bunlar.

Ama hayran kitlenizde ve İslami kamuoyunda bir hoca algılaması var?

-Bana hocam diye hitap edenleri ikaz ediyorum. Benim böyle bir iddiam yok. Çok sıradanım, düzüm.
(Bu alçak gönüllülüğü balangıçda herkes yapıyor  bize kişini nasıl yaşadığından samimi olup olmadığından ziyade dine aykırı bilgiler sunması önemli yoksa  bir kişini daha müslüman olmasından elbette bütün müslümanlar mutluluk duyar

Konferanslarda güncel konulara ilişkin sorularla karşılaşıyor musunuz?

-Oluyor elbette. Adam çıkıyor ‘‘Kadınların Özel Halleri’’ diye kitap yazıyor. Bu olmaz. Bir erkek olarak bir kadının penceresine geçip ne kadar onun sorunlarını yazabilirsiniz?


İSLAMCI DERGİDE YAYINLANAN PORTRESİ(İslamcı diye bir tabir olmaz haşa müslümanlar esnaf değil)


Her ihtida haberi, kalbimizi ısıtır. Safdillik ölçüsünde bir iyi niyettir bizimki. Yeni Müslüman olmuş bir kişiden, bir fıkıh alimi bile çıkarırız. Abartırız yani. Poptan hiç anlamayan babam, İngiltere'nin dünyaca ünlü pop şarkıcısının Müslüman olduğu haberini ailemize büyük bir zafer haberi verir gibi aktarmıştı. Aslında sorun, sadece Müslümanlığı seçenlerin bizde bıraktıkları o çocuksu zafer havası değil. Aşağıdaki öykü, sorunun burada kalmadığını gösteriyor.

Engin Noyan ve Eser Noyan... Magazin ve müzik dünyasının ‘örnek çifti’. Onları televizyonda söyledikleri eski şarkılardan anımsıyorum. Eser Hanım, şarkının bir dizesini söylerdi, Engin Bey ikinci dizesini. Uyum müthişti.

Bir de şunu çok iyi anımsıyorum: Körfez Savaşı dönemiydi. Dolmabahçe'de Bush'un onuruna akşam yemeği veriliyordu. O akşam yemekte sahne alan ilk ve tek müzisyen kimdi dersiniz? Eser ve Engin Noyan çifti.. O gecenin ardından bir röportajda, karı-koca şunu dediler: Büyük onur duyduk. Heyecanlandık.

Herşey çorap söküğü gibi geliyordu: Önce camiamızın içindeki dedikodu kazanları kaynamaya başladı. ‘‘Eşinden ayrılmış, başörtülü yeni bir eş bulmuş’’ dediler.

Bir değişim yaşanıyordu herkesin gözü önünde. Eski moda hippy sakal, artık gülyağı kokuyordu.


Aslında bir parça sempatik buluyorum Engin Noyan'ı. Nedensiz bir sempati hissi. Samimiyetine de yürekten inanıyorum O'nun. Bir renk olarak görebiliriz O'nu. Ama bu öyküyü asıl çekici kılan unsur bunlar değil. Bir şov adamından fıkıh alimi çıkartmak hastalığı. Belki Engin Noyan da rahatsızdır bundan. Eğer değilse, kimdir sorumlusu? Noyan mı? Camiamız mı?



Sohbet sırasında başörtülü beş genç kız geliyor yanımıza. Gözlerinde hayranlık ışıltıları, yüzlerinde hafif bir mahcubiyetle ona kaderle ilgili sorular soruyorlar. Noyan, cevaplandırdıktan sonra ‘‘Muhammed Esed'in Kuran mealini okuyun. Daha tatminkar cevaplar bulursunuz’’ diyor. Kızlar mutlu bir şekilde yanımızdan ayrılıyor. Engin Noyan'ın Mart’ta yeniden başlayacak Türkiye konferanslarına kadınlar ve gençler rağbet ediyor. (üstte)

Niye vitrinde o var o anlatsın biz dinleyelim kolaycılığı halbuki onun anlatacakları herhangi bir ilmihal kitabında  ayrıntıları ile var meşhurları görme duyma hastalığı doğrumu anlatıyor yanlışmı
işte burad sorgulamak gerekiyor  yoksa ayeti kerimleri sorgulama yorumlamak bizim ne haddimize

Ramazan:
Resulullah Kur’anı açıkladı

Kur’an-ı kerimde, (Resulüm, sana indirdiğimiz Kur’anı insanlara açıkla) buyuruluyor. (Nahl 44)
İmam-ı Şaranî hazretleri de buyuruyor ki: Kur’an-ı kerimde, namazların kaç rekat olduğu, rükû ve secdede okunacak tesbihler, vakit namazları ile bayram ve cenaze namazlarının nasıl kılınacağı, namazı bozan şeyler, zekât nisabı, zekatın hangi maldan verileceği orucun ve haccın farzları, oruç kefareti, hukuk bilgileri, kedi köpek etinin yenilip yenilmeyeceği gibi birçok husus açıkça bildirilmemiştir. Yani hiçbir âlim, bunları Kur’an-ı kerimden bulup çıkaramazdı. Bunları peygamber efendimiz açıklamıştır. (Mizanül kübra)
Yalnız Kur’an diyen müsteşriklere [oryantalistlere] soruyoruz. Kur’an-ı kerimde (Meyte ve kan size haram kılındı) buyuruluyor. (Maide 3) Meyte, boğazlanmadan ölen veya öldürülen yani leş olan hayvandır. Bir müsteşrik, bu âyete bakarak balık yemenin haram olduğunu söyler. Ona göre sadece delil Kur’andır. Hâlbuki Allahü teâlâ (Bir işte anlaşamazsanız, bu işin hükmünü öğrenmek için Kur’ana ve sünnete bakın!) buyuruyor. Balık kesilmeden yenir mi diye Kur’ana bakınca müsteşrik yenmeyeceğini anlar. Dalak kandır. Müsteşrik, âyete bakınca bunun da haram olduğunu anlar. Fakat sünnete bakılınca istisna olarak balık ve dalağın helal olduğu görülür. Hadis-i şerifte, (Size iki meyte ve iki kan helal kılındı. İki meyte balıkla çekirgedir, iki kan ise, karaciğerle dalaktır) buyurulmuştur. (İbni Mace, Ebu Dâvud)
Yine Peygamber efendimiz, (Denizin suyu temizdir, meytesi helaldir) buyurarak deniz meytelerinin helal olduğunu bildirmiştir. (Ebu Dâvud, Abdürrezzak)
Buna da açıklık getirilmiş, her meyte değildir. Mesela kendiliğinden ölüp su yüzüne çıkan balığın da yenilmeyeceği hadis-i şerifle bildirilmiştir. (Dare Kutni)
Aslan, kaplan, kurt, maymun ve köpek gibi yırtıcı hayvanlarla, atmaca, kartal, doğan ve şahin gibi yırtıcı kuşların etlerinin haramlığı da hadis-i şerifle bildirilmiştir. (Müslim)
(Yemîn ederim ki, ben size ancak Allahın emrettiğini emrediyor, nehyettiğini nehyediyorum) buyurdu. (Taberânî), zaten onun sözleri vahiydir. (Necm 4)
Kur’ana, İslâma uymak için, Peygamber efendimize uymak gerekir. Peygamber efendimize uymak için de İslâm âlimlerine uymak gerekir. Kur’an-ı kerimde (Bilmiyorsanız âlimlere sorun) buyuruluyor. (Nahl 43) Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Âlimlere tâbi olun!) [Deylemî], (Âlimler yeryüzünün ışıklarıdır. Benim ve diğer peygamberlerin varisleridir.) [Ebu Nuaym], (Âlimler rehberdir.) [İ. Neccar], (Âlim, Allahın güvendiği kimsedir.) [Deylemî]
Tahtavi hazretleri, buyuruyor ki: (Kur’an-ı kerimdeki, (Allahın ipine sarılın!) emri, (Fıkıh âlimlerinin, mezheb imamlarının bildirdiklerine uyun) demektir.) [Dürr-ül muhtar haşiyesi]
Nasıl kanunlar, Anayasadan ayrı kabul edilmezse, sünnet, yani hadis-i şerifler de Kur’an-ı kerimden ayrı değildir. Onun açıklamalarıdır. Nasıl, tüzükler, yönetmelikler, kanunlara aykırı kabul edilmiyorsa, icma ve kıyas-ı fukaha da sünnete aykırı değildir. Kıyas, Kur’an-ı kerimin ve hadis-i şeriflerin açıklamasıdır. Sünneti Kur’an-ı kerimden ayrı, kıyası [âlimlerin ictihadlarını] hadis-i şeriflerden başka göstermeye çalışanların, sapık olduğu Mektubat-ı Rabbanî’de yazılıdır.



Kur’an-ı kerimi tercüme etmek

Kur’an-ı kerimin tefsiri ve tevili ancak ehli olan âlimler tarafından yapılır. Fakat kelime kelime tercümesi mümkün olmaz. Tercüme ile murad-ı ilahi anlaşılamaz. Hadis-i şeriflerin de kelime kelime tercümesi çok zaman yanlış manalara gelir. Hatta bir dildeki deyim, terim ve atasözlerinin kelime kelime tercümesi çok yanlış olur. Mesela Fransızca, (De bonne guerre), kelime olarak, iyi savaştan demektir. Deyim olarak, kanunlara uygun demektir. İngilizce, (Rain cats and dogs)=kedi köpek yağıyor demektir. Deyim olarak sağanak halinde yağmur yağıyor demektir. Bir gazetenin İngilizce bilen muhabiri, bu ifadeyi okuyunca, (Amerika’ya kedi köpek yağdı) diye haber vermişti. İngilizce’de bu hatayı yapan, Kur’an-ı kerimdeki ifadelerde ne çamlar devirmez ki... Selefilerin Allah gökte demesi bu yüzdendir. Allah’ı eli gözü kulağı olan bir insan gibi düşünmeleri bu sebepledir. Arapça’daki deyimlere geçmeden önce Türkçe’deki deyimlere bakarsak konunun önemi daha iyi anlaşılır. Mesela (Göz boyamak) tabirini kelime kelime yabancı bir dile çevirirsek, gözün üstüne boya sürmek gibi bir mana çıkar. Halbuki, Türkçe’de göz boyamak, aldatmak demektir. (Göze girmek) gözün içine girmek değil, takdir toplamak, itibar kazanmak demektir. (Gözden düşmek) de itibarını kaybetmek demektir. Eli açık deyiminde de, el ve açık kelimelerini kullanmadan, cömert anlamına gelen kelimelerle tercüme etmek gerekir. Türkçe’de hırsızlık yapana eli uzun derler. Arapça’da ise cömert demektir. Hz. Zeyneb binti Cahş, cömert ve marifetli idi. Peygamber efendimiz onun hakkında, (Bana en önce kavuşacak olanı, eli uzun [cömert] olanıdır) buyurmuştur.
Dünya kelimesi, Türkçe’de, yeryüzü manasından başka, fikir ve inanç bütünlüğü manasına (İslam dünyası) denir. Görüş manasına da gelir. (Dünyaları ayrı iki insan) gibi. Çok kalabalık manasına da, (Dünyanın insanı gelmiş) denir. Başka manaları da vardır. Bunlar dünya olarak başka dile nasıl tercüme edilir ki. Elbette açıklayarak çevrilir. Kur’an-ı kerimin böyle kelime kelime yapılan mealleri çok yanlıştır.
Dünya, Arapça’da alçak, mal gibi başka manalara da gelir. Üç örnek:
(Dünya [deni, alçak şeyler, haram ve mekruhlar] melundur.) [İbni Mace]
(Dünya [dünya malı] bana yaklaşmak istedi. “Benden uzaklaş” dedim. Giderken, “Sen benden kurtuldun ama, senden sonrakiler benden kurtulamaz” dedi.) [Bezzar]
(Cennet anaların ayakları altındadır) hadis-i şerifini, (Cennet, ananın rızası altındadır) şeklinde açıklamak gerekir. Ancak bu kadar bir açıklama da kâfi gelmez. Çünkü ana babanın gayri meşru emirlerine de riayet edilmesi gerekeceği anlaşılır. Ayrıca bir çocuk, Müslüman olmasa; ama ana babasının rızasını alsa, Cennete gideceği de zannedilebilir. O halde hadis-i şerifi İslam âlimlerinin açıkladığı şekilde bildirmelidir. Yani, (Müslüman bir evlat, Müslüman ana babanın dine uygun emirlerine riayet edip rızalarını kazanırsa, Cenneti kazanır) demek gerekir. (Eş-şeru tahtesseyf) ve (El Cennetü tahte zılalissüyuf) hadis-i şeriflerini kelime kelime tercüme edersek (İslam kılıç altındadır) ve (Cennet kılıçların gölgesi altındadır) demektir. İslam kılıcın altında ne demektir? Kılıç ile atom bombası, roket, radar, füze gibi her çeşit savaş araçları kastedilmektedir. Müslümanlar, ekonomide, teknolojide ileri seviyede olursa, dinlerini korumuş olurlar. Yani, İslamiyet, kılıç ve diğer araçların koruması altındadır. Amerika’nın, Rusya’nın tekniğini almak gerekir. O halde yukarıdaki hadis-i şeriflerin açıklaması şöyle olur:
(İslamiyet, kâfirlerdeki silahların hepsini yapmakla ve bunları iyi kullanmakla sağlam kalır.)



Kur’an-ı kerimi herkes anlayabilir mi?

Kur’an-ı kerimi herkes anlayabilir mi, yoksa Resulullah efendimizin açıklaması şart mıdır?
CEVAP: Kur’an-ı kerimi tam olarak yalnız Resulullah anlamıştır. Çünkü muhatabı Odur. Kur’an Ona gelmiştir. Ondan başkası tam anlayamaz. Onun için Allahü teâlâ buyuruyor ki: (İnsanlara açıkla diye Kur’anı sana indirdik.) [Nahl 44]
Açıklamak, âyet-i kerimeleri, başka kelimelerle ve başka suretle anlatmak demektir. Bırakın bizleri, ümmetin âlimleri de, âyetleri anlayabilselerdi ve kapalı olanları açıklayabilselerdi, Allahü teâlâ Peygamberine, sana vahy olunanları tebliğ et der, açıklamasını emretmezdi. Bu ve benzeri âyetlere rağmen, (Resulullah Kur’anı getirmekle işi bitmiştir, o bir postacı idi) diyen mezhepsiz türediler vardır.
Eshâb-ı kirâm, ana dilleri Arapça olduğu hâlde, bazı âyetleri anlayamayıp, Peygamber efendimize sorarlardı. Resulullah, Kur’an-ı kerimin tefsirini Eshâbına bildirmiştir. Eshâb-ı kirâmın bildirdiğinden başka türlü söyleyenler, dalalete, hatta küfre düşer. Tefsir, yoruma değil, nakle dayanır. M. Masum-i Faruki hazretleri buyuruyor ki:
(Bir gün Peygamber efendimiz, Hz. Ebu Bekir’e ince marifetleri, onun seviyesine göre anlatıyordu. Yanlarına Hz. Ömer gelince, konuşma üslubunu onun da anlayacağı şekilde değiştirdi. Hz. Osman gelince, yine konuşma tarzını değiştirdi. Hz. Ali de gelince konuşmasını, hepsinin anlayacağı tarzda değiştirdi. Resulullahın her defasında konuşma üslubunu değiştirmesi, oradaki zatların istidatlarının farklı oluşlarından meydana gelmiştir.) [Mek. Masumiyye 59]
Hadis-i şeriflerde (Benden sonra peygamber gelseydi, Ömer olurdu.), (Osman’ın şefaati ile cehennemlik 70 bin kişi sorgusuz cennete girecek) ve (Ben ilmin şehriyim Ali de kapısıdır) buyuruldu. Her üçü de bu derece yüksek olduğu ve Arabiyi çok iyi bildiği hâlde, Hz. Ebu Bekir’e anlatılan tefsiri bile anlayamadılar. Çünkü Peygamber efendimiz herkese derecesine göre anlatıyordu. Bir hadis-i şerifte buyuruldu ki: (İnsanlara akıllarına, anlayışlarına göre söyleyin, inkârcı olmasınlar, Allahı ve Resulünü yalanlamasınlar.) [Buharî] Şahsi görüşe göre tefsir yapmanın büyük zararını iyi bilen Hz. Ebu Bekir buyuruyor ki: (Kur’an-ı kerimi kendi görüşümle tefsire kalkarsam, beni hangi yer taşır, hangi gök gölgeler) buyurmuştur. (Şir’a)
Kur’an-ı kerimi, Arapça bilen de tam anlayamaz. Dil bilmek ayrı, ilim bilmek ayrıdır. Türkçe bilen, tıp, hukuk, fen bilgisini anlayabilir mi? Hadis-i şerifte, (Kur’an, Allahın metin ipidir. Manalarının hepsi anlaşılmaz) buyuruldu. Kur’an-ı kerim çok veciz olup, bitmez tükenmez manalarının bulunduğu, bütün manaları bildirilse bile, yazmak için kâğıt ve mürekkep bulunamayacağı şöyle bildirilmektedir:
(De ki, Rabbimin [hikmetli] sözleri için, denizler mürekkep olsa, bir o kadar daha deniz ilave edilse, denizler tükenir, Rabbimin sözleri tükenmez.) [Kehf 109]
Mevduat-ül-ulum’da deniyor ki:
(Kur’an ilmi, içinde şaşılacak, akıllara durgunluk verecek, sayısız acayip haller bulunan engin bir denizdir. Ondaki her ilmi öğrenmek, sırrına erişmek imkansızdır.)
İnsanların yazdığı anayasayı bile anlamak için hukukçulara gidiliyor. Bir kanundan bile herkes aynı şeyi anlamazken, Allahın kelamını nasıl anlayabilir? (Devamı var)



Kur’an-ı kerimin açıklanması

Yusuf suresinin, (Anlayabilmeniz için, Kur’anı Arapça olarak indirdik) mealindeki ikinci âyeti kerimesi, tefsirlerde özetle şöyle açıklanıyor:
(Kur’an-ı kerimi herhangi bir lisan ile değil, en geniş, en açık olan Arapça olarak indirdik. Eğer iyi düşünürseniz, bu Kitabın ulviyetini, kendisinin bir şaheser, sözlerinin, bütün insanlığa hitap ettiğini görür, müslüman olmayı en büyük bir vazife, en yüksek bir saadet telakki edersiniz. Ey Araplar, Kur’an-ı kerim, sizin dilinizle indi. Edebiyatçıların, şairlerin sözlerine benzemediğini gördünüz. Bunun insan sözü olmadığını, İlâhî bir kelam olduğunu düşünürseniz, anlarsınız.)
Demek ki âyetteki anlamak, bunun ilahi kelam olduğunu anlamaktır. Yoksa ahkamını anlamak değildir. Eğer öyle olsaydı, Allahü teâlâ, (Resulüm, Kur’anı insanlara açıkla) buyurmazdı. (Nahl 44)
Fussilet suresinin, (Eğer biz Kur’anı yabancı bir dil ile gönderseydik, “âyetleri tafsilatlı şekilde açıklanmalıydı. Araplar için, Arapça olmayan bir kitap mı olur” derlerdi. De ki: O Kur’an, inananlar için doğru yolu gösteren bir rehber ve şifadır. İnanmayanların ise, kulaklarında bir ağırlık vardır ve Kur’an onlara kapalıdır. Sanki onlara uzak mesafeden bağırılıyor da Kur’anın ne söylediğini anlamıyorlar) mealindeki 44. âyetin açıklaması da şöyledir:
Kur’an-ı kerim, [İbranice, Yunanca, Rusça değil de], sizin lisanınızda, yani Arapça’dır. Siz Arap olduğunuza göre, ifadelerinin vecizliğinden, şaheserliğinden bu Kur’anın ilâhî bir kelam olduğunu anlarsınız. Yoksa, (Arapça bildiğinize göre, Kur’anın hükümlerini de anlarsınız) denmiyor. Ayetin devamında, inanmayanların, [yalnız Kur’an diyen zındıkların] Kur’anı sağırlar gibi duymadıkları ve anlayamadıkları bildiriliyor. Zaten herkes Kur’andaki aynı şeyi doğru olarak anlasaydı, 72 sapık fırka meydana çıkmazdı. İmanı, farzları ve haramları öğrenmek farzdır. Bunlar, ancak fıkıh kitaplarından öğrenilir. Fıkhı, âlimler, âyet ve hadislerden çıkarmışlardır. (Hadika)
Namazların kaç rekat olduğunu, bayram ve cenaze namazlarının nasıl kılınacağını, zekât nisabını, orucun ve haccın farzlarını, hukuk bilgilerini, Resulullah açıklamasaydı Kur’an-ı kerimden anlamak mümkün değildi. İmran bin Hasin hazretleri, (Bize yalnız Kur’andan söyle) diyene, (Ey ahmak, Kur’andan her şeyi anlamak mümkün mü? Mesela namazların kaç rekat olduğunu bulabilir miyiz?) buyurdu. Hz. Ömer’e de, (Farzların, seferde kaç rekat kılındığını Kur’anda bulamadık) dediler. Cevaben, “Biz, Kur’anda bulamadığımızı, Resulullahtan gördüğümüz gibi yapıyoruz. O, seferde dört rekatlık farzları, iki rekat olarak kılardı” buyurdu. (Mizan)
Kur’an-ı kerim hiçbir dile, hatta Arapça’ya bile tercüme edilemez. Herhangi bir şiirin bile, tam tercümesine imkân yoktur. Ancak izah edilebilir. Kur’an-ı kerimin manası tercümeden anlaşılmaz. Bir âyetin manasını anlamak demek, Allahü teâlânın, bu âyette ne demek istediğini anlamak demektir. Bu âyetin herhangi bir tercümesini okuyan, murad-ı ilahiyi öğrenemez. Tercüme edenin, bilgi derecesine göre anlamış olduğunu öğrenir. Hele tercüme eden bid’at ehli ise, mana tamamen değişir.
Tefsir, murad-ı ilahiyi anlamak demektir. Kendi görüşüne göre verilen mana, doğru olsa bile, meşru yoldan olmadığı için hata olur, mana yanlış ise, küfür olur. (Berika)
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Kur’anı kendi görüşü ile açıklayan, doğru olsa bile, muhakkak hata etmiştir.) [Nesâî], (Kur’ana ehliyeti olmadan mana veren, cehennemde azap görecektir.) [Tirmizî], (Kur’anı kendi görüşüne göre tefsir eden kâfir olur.) [M. Rabbani]




Kur’anı herkes anlayabilir mi?

Sual: Bir genç, “Kur’anı anlamak için âlim olmaya gerek yok herkes anlar, çoban da anlar. Atalarınızın yani mezhep imamlarının, âlimlerin yolundan gitmeyi bırakın da, Kur’an okuyun. O gayet açıktır” diyor. Kur’anı herkes anlar mı? Buna nasıl cevap vermeli?
CEVAP: Kur’an-ı kerimi ancak Peygamber efendimiz anlamıştır. Ehli olan âlimler ise ancak ilimleri nispetinde anlar. Herkes anlayabilseydi, Allahü teâlâ peygamber göndermezdi. Binlerce, milyonlarca hadis-i şerife lüzum kalmazdı. Herkes Kur’anı anlasaydı, kapalı olanları açıklayabilselerdi ve Kur’an-ı kerimden hüküm çıkarabilselerdi, Allahü teâlâ (Resulüm sadece sana vahiy olunanı tebliğ et yeter, açıklamana gerek yok) derdi. Ama öyle demiyor, şöyle buyuruyor:
(Bu Kitabı, insanların ihtilafa düştükleri şeyi açıklayasın diye sana indirdik.) [Nahl 64]
(İndirdiğimi insanlara beyan edesin.)
[Nahl 44] Beyan etmek, âyetleri, başka kelimelerle ve başka suretle anlatmak demektir.
(Anlaşamadığınız işin hükmünü Allah’a [Kur’ana] ve Resulüne [Sünnete] arz edin!)
[Nisa 59]
Siz şimdi o gence aşağıdaki soruları sorun:
1- Kur’anı çoban anlayabiliyor da, niye âlim olanlar anlayamadı? Hani herkes anlıyordu?
2- Niye mezhep imamları, muhaddisler ve müfessirler anlayamadı da sen anladın? Peşlerinden gitmeyin diyerek, niye onların anlamadığını söylüyorsun?
3- Mademki herkes anlar daha niye âlimlerin anladığına itiraz ediyor ki?
4- Kur’anı herkes anlasaydı, çeşitli gruplar çıkar mıydı? [Demek ki herkes Kur’anı farklı anlıyor.]
5- Peygamber efendimizin açıklamasından niye korkuluyor? Resulullaha olan düşmanlık neyin nesidir? Allahü teâlâ, (sadece Kur’ana uyun, sadece bana itaat edin) demiyor. Şöyle buyuruyor:
(Allah’a ve Onun Resulüne iman edin, ona uyun ki doğru yolu bulasınız.) [Araf 158]
(Resule itaat eden, Allah’a itaat etmiş olur.) [Nisa 80]
(Peygamberin emrine uyun, nehyettiğinden sakının.) [Haşr 7]
6- (Kur’anı çoban bile anlar, âlim olmaya gerek yok) diyerek Kur’ana inanmadığını açıkça söylemiş olmuyor musun? Niye ilmi ayağa düşürüyorsun? Ehliyetli ile ehliyetsiz, âlim ile cahil, bilenle bilmeyen bir midir? Allahü teâlâ âlimleri övüyor, onlara sorun buyuruyor. Birkaç âyet meali şöyledir:
? “Âlimlere sorun!”
(Allah’tan en çok korkan âlimlerdir.) [Fatır 28]
(Verdiğimiz bu misalleri ancak âlim olanlar anlar.) [Ankebut 43]
(Bilmiyorsanız âlimlere sorun.) [Nahl 43]
(Eğer onun hükmünü Resule veya ülül-emre [âlimlere] sorsalardı, öğrenirlerdi.) [Nisa 83]
(Her ilim sahibinin üstünde bir âlim vardır.) [Yusuf 76]
7- Bu âyetlere rağmen, âlimlere, mezhep imamlarına düşmanlık neden? Kur’an-ı kerime el ve dil uzatmamalı, işi ehline bırakmalıdır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Kur’anı kendi görüşü ile açıklayan, doğru olsa bile, muhakkak hata etmiştir.)
[Nesai]
(Kur’ana ehliyeti olmadan mana veren, Cehennemde azap görecektir.) [Tirmizi]
(Kur’anı kendi görüşüne göre tefsir
eden kâfir olur.) [Deylemi, M.Rabbani]




iz hiç düşünmez misiniz?

Kur’an-ı kerimde, birçok yerde (Akıl etmez misiniz) ifadesi geçmektedir. Bid’at ehli ile felsefeciler, bu âyetleri istismar edip, (Allah akıl edin, düşünün, derken, bizi düşünmekten, akıl etmekten, akılla Kur’anı anlamaktan, dini hükümler çıkarmaktan bizi kimse alıkoyamaz) diyorlar. Akıl etmekle ilgili âyetlerin hiç birinde, (Kur’anı anlamak veya dini hüküm çıkarmak için akıl edin diye bir ifade yoktur. Birkaç örnek:
(Ey kavmim, buna karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Ücretim beni yaratana aittir. Akıl etmez misiniz?) [Hud 51] Resulullah, dini bildirirken ücret istemiyor, makam ve padişahlık istemiyor. Benim bu işte dünyalık bir menfaatim yok. Ben sırf Allah rızası için yapıyorum. Bu kadarını da akıl etmiyor musunuz, düşünmüyor musunuz diyor. Akıl etmek, akıl ile hüküm çıkarmak demek değildir.
(Geceyi gündüzü, Güneş’i, Ay’ı sizin istifadenize vermiştir. Yıldızlar da Onun emrine boyun eğmiştir. Bunlarda, akıl edenler için dersler vardır.) [Nahl 12] Gecenin gündüzün gelişinde, ayın güneşin insanlara sağladığı faydalarda, yıldızların Allahın emri ile var oldukları, hareket ettikleri konusunda akıl eden, düşünebilen kimseler için alınacak ibret dersleri vardır deniyor. Yoksa aklını kullan da dini hüküm çıkar denmiyor.
(İbrahim: “Allah’ı bırakıp da, size hiçbir fayda ve zarar veremeyen putlara niçin taparsınız? Size de, taptıklarınıza da yazıklar olsun! Akıl etmiyor musunuz?” dedi. [Enbiya 66-7] Ellerinizle yaptığınız putların size bir fayda ve zarar vermediği meydanda iken, onlara tapmanın vereceği zararı akıl etmiyor musunuz deniyor. Yoksa aklını kullan da dini hükümler çıkar denmiyor.
(Size verilen şeyler, dünya hayatının geçim vasıtası ve süsüdür. Allah katında olanlar ise, daha iyi ve devamlıdır. Akıl etmez misiniz?) [Kasas 60] Dünya hayatındaki şeyler ne kadar kıymetli olursa olsun, hepsi bir gün yok olacak, ama ahirette verilecek olanlar ise devamlıdır. Bunu düşünemiyor musunuz deniyor. Yoksa akıl edin de akıl ile hüküm çıkarın denmiyor.
(Kur’anı öğüt almak için kolaylaştırdık. Düşünüp öğüt alan yok mu?) [Kamer 17] Kur’anı ezberlemek için kolaylaştırdık. O hâlde onun öğütlerini dinleyen, onu ezberleyen yok mu? (Celaleyn)
(Akıl edesiniz diye Kur’anı Arapça okunan bir Kitap kıldık.) [Zuhruf 2-3] Kur’an-ı kerimi herhangi bir dil ile değil, en geniş, en açık, en ahenkli olan Arapça olarak indirdik. Eğer iyi düşünürseniz, bu Kitabın ulviyetini, kendisinin bir şaheser, sözlerinin, bütün insanlığa hitap ettiğini görür, müslüman olmayı en büyük bir vazife, en yüksek bir saadet telakki edersiniz. Ey Araplar, Kur’an-ı kerim, sizin dilinizle indi. Edebiyatçıların, şairlerin sözlerine benzemediğini gördünüz. Bunun insan sözü olmadığını, İlâhî bir kelam olduğunu düşünürseniz, anlarsınız. Demek ki âyetteki anlamak, bunun ilahi kelam olduğunu anlamaktır. Yoksa ahkamını anlamak değildir. Eğer öyle olsaydı, (Ey Resulüm, Kur’an-ı kerimi insanlara açıkla) buyurulmazdı. (Nahl 44)

kemerkaya:
burda benim alimden kastım ilimle ilgilenen kişi anlamındaydı...evet münib engin noyan müzikten kopamıyacağını söylüyor..bunun ne kötülüğü var içinde şirk olan müzikten kopamam demiyorki ona Allahı hatırlatan müzikten kopamıyacağını söylüyor....orda bahsettiğiniz direk kişiydi...çünkü siz dedinizki zamnın calgıcısından alim olmaz bu da demek oluyorki münib engin noyanın söyledikleri dikkate alınmaz...ben buraya cekmedim siz böyle söylediniz...Kuranı kerimin tercümesi işine gelince de engin noyan kendisi tercüme etmiyor...genelde kullandığı muhammed esedin tefsirinden paylaşıyordur...bunu az da olsa biliyorsunuzdur sanırım...her neyse ben gücüm yettiğince engin noyanın yazılarınıda sizin yazılarınızda okurum...aklıma yatan neyse onuda hayatıma alır uygularım...birde elbetteki ayetler üzerinde akıl etmeye gerek yoktur...ama denildiği gibi Kuranı tam anlayan Peygamber efendimizdir...bizde aklımızın yettiğince anlamaya çalışıyoruz...yoksa kendi yorumumuzu katma gibi bi durum yok...ben biliyorum ki kuranı tefsir edebilmek için yaklaşık 20 ilmi bilmek gerekiyor... o yüsden bana düşmez üzeirnde yorum yapmak ama kesin hükümler hariç diğerilerinde de düşünmeye hakkım var sanırım...eğer her şeyi direk benimzeyeceksem bana verilmiş olan aklın ne önemi var öyle değil mi ?

kemerkaya:
islamiyet geçim vasıtası değildir daha burada yanlışı başlıyor dinden para kazanılmaz

ben bunu anlmadım imamlar nerdne para kazanıyorlar..yada müftüler...yada ilahiyat fakültelerindeki profesörler...engin noyanda bildikleri şeyleri paylaşıyor işte bu...hemde o kadar alcakgönüllükle ve samimiyetle....


kuran eksenli ne demek biizim bir imamımız yokmu kuran engin noyana mı inmiş hangi hocalardan ders almış o hocalar ehli sünnetmi

kuran imamlara mı indiki biz sadece onlardan öğreneceğiz....dinde kendimize yardımcı bulmanın birçok yolu var...kimi cok güvendiği bir hocanın tarikatında olur kimi sadece imamaların desteğiyle gider...kimide samimiyetine inanadığı ilim insanıyla....bunun çeşitli yolları var ben demiyorum ki sizin ki doğru değil benimki doğru diye ama siz ısrarla benim sectiğim yardımcının yanlış olduğunu söylüyorsunuz bu hoş bi durum değil...

ilmihal konusuna gelince ilmihal okumadığımızı mı düşünüyorsunuz kuran sünnet icmai ümmet kıyası vukua bunlar şartdır değilmi bizde bunları dikkate alıyoruz elbette...nitekim herkesin evinde bir ilmihal vardır...açıp okumasını biliyorsa sorununu çözebiliryorsa ne ala...ama çözemiyordur elbetteki destek alıcak o zman imamlar din alimleri neden var bu tembellik dğeil aklın ermediği yerde destek almaktır...


hiç bir ihtiyaç yokken yoldan geçen bir yabancı kadına selam verilmez nezaket gösterilmesi beklenmez beklenemez   aamı sapık diye damgalarlar helede böyle bir zamanda (ayrıca türk kültüründede hiç kimse yabancı bir erkeğin hanımına kızına selam verme bahanesiylede olsa konuşmasına müsede eymez bununla ilgili çok kavgalar cinyetler boşanmalar olmuştur)
konu bu kadar hassas ve önemlidir


doğru bir insan tanımadığı birine selam vermemelidir...ama münib engin noyanın durumu farklıdır...bence o  tanınma ihtimalinden ötürü milletle selamlaşma ihtiyacı duymuş olabilir...çünkü bence güzel bir izlenim olur...ben öyle düşünüyorumm....ama dediğiniz gibi alalade bir insan tanımadığı birine sleam verse yaıplanır...öylede olması gerekir...her neyse ben kimsenin avukatı dğeilim...hosuma giden bir yazarın hosuma giden bir yazısını paylaşmak istedim...hepsi bu....

her neyse biz aynı dilden konusmuyoruz...daha cok uzar bu konu...

Ramazan:
   sayın kemerkaya
evet orada alimden kastınızın ilimle ilgilenen kişi olduğunu kasttetdiğinizi bende anladım ancak ilimle ilgilenen kişiye  TALEBE derler yani talep eden ilimi isteyen  engin noyan ve ona benzer kişiler daha kendileri doğru dürüst öğrenmeden  islami alt yapısını hazırlamadan  başkaları ile paylaşıyorlar isabet ettiklerinde iyi bir şeye vesile oluyorlar ama yanlışlardada yanlışların yayılmasınada bilerek veya bilmeyerek vesile oluyorlar
   dini ilimlerle uğraşmak vebal işidir kendimizden en ufak bir şey katmak dinde yara açmaya sebep olur zaten bidatlar böyle böyle çıkmış her bidat bir sünneti yok etmiştir
   
   şeytanın öyle hileleri vardırki bazen insana namaz kıldırmaz bazende çok namaz kıldırarak (İbadet ettirerek)kibre düşürür.Müziğin her türlüsü haramdır(Mehter hariç)bu konuda bilgi verilmişti yine verelim
Allahı hatırlatan dini müzik diye bir şey yok bunu anlatabilmekde anlayabilmekde kolay değil o zaman neden insanlar bunca zamandır uğraşıyor diyeceksiiniz bize insanların yaptığı değil peygamberimizin bildirdikleri önemlidir (haramada helal diyenin durumu allah korusun küfre düşme durumu vardır aman dikkat)neden aynı dilden konuşmadığımza hükmediyorsunzu halbuki islamiyet bir tane  ehli sünnet itikadı bir tane  herkes müçdehid omaya kendini iamaı azam yerine koymaya kalkarsa insan sayısınca din olacağını ehli sünnet alimleri söylüyor kısacası ehli sünent alimlerinin açıklamaları olmadan ayet ve hadisi şerifleri okumak sakıncalıdır bir çok örnek verilebilir
mesela dünya öküzün boynuzu üserindedir hadisi şerifi

   mesele aslında engin noyan meselesi değil sank siz engin noyanı savunmaya bende suçluyormuşum gibi bir görüntü oluştu ikiside değil elbette burada maksadımız dini yönden neyin doğru neyin yanlış olduğunu öğrenmek(Bir vesile ile) ama topluma mal olmuş kişiler çok dikkatli olmak zorundalar insanlar bu kişilerden etkileniyor daha önceleride bazı artistler kapanıp müslüman olma görüntüsü vermişlerdi isimler çoğaltılabilir ama alt yapıları olmadığı için hem kendilerini yanlışdan yanlışa düşürdüler hemde bizim gibiler onların yaptıklarını doğru zannederek yanlışdan yanlışa düştük ilk yaptıkları hemen bir meal alıp anladıkları gibi uygulamak oldu
Bu konuda o kadar çok isim ve konu verebilirimki    canan ceylan,leyla somer,necla nazır,huzur sokağı romanını yazan şule yüksel şenler    yakında  yaşar alptekinde kitap yazmış şimdilik hayatını anlatıyor ilerde ilimdende bahseder herhalde
  Bu arada yaşar alptekin o kadar peygamberiimizi seviyorki bırakın her seneyi 6 ayda bir umreye hacıya gitmek istiyor ve toplumada ballandıra ballandıra anlatıyor güzel ediyor ama biliyorsun birinci kez farz ondan sonrakiler nafile  yurdumuzda olsun başka ülkeşerde olsun aç fakir gariben insanlar varken ikinci ve daha fazla hacca gitmek caiz değil bunu çoğumuz bilmiyor peygamberime aşığım diyen soluğu mekkede alıyor   halbuki peygamberimize aşık olmak demek onun bütüüüüüün sünnetlerini (Unutulanlar dahil) öğrenip uygulamakdan geçiyor lafla seviyorum olmaz Bu gün abdest alırken bile o kadar çok sünneti es geçiyoruzki aklın durur bu konudada yazı aktarmıştım ama topluca silindi tekrar aktaracağım

   Kuranı kerim tercümesine gelince engin noyan kendisi tercüme etmiyor diyorsun ama yorum yapıyor
Muhammed esed in mealinden alıyor diyorsun peki muhammed esed kim biliyormusun   vakti zamanında hırıstıyan papaz olan biri  peki ppaz müslüman olamazmı elbette olur meal yazamazmı kusura bakmada yazamaz   alt yapı olmadan islam alimlerinden yıllarca ders almadan yazamaz
   Bir kere şunu belirteyimislam alimleri ne kadar çok bilgi diinirse edinsinler hocalrından icazet(Diploma )müsade almadıkça hatta hocaları rahmetli olmadıkça ne kitap yazarlarmış nede talebe yetiştirirlermiş
hocaalrına karşı edepsizlik olarak kabul ederlermiş
  ingiliz casusunun itiraflarını bir okusan hayretler içinde kalırsın   müşteşrikler islamı kılıç zoruyla yıkamayacaklarını anlayınca  ajamlar göndererek içerden yıkmayı denediler ve başardılar bu konu ile ilgili bir rus elçisinin mektubunu yayınlayacağım

  Eğer biz hıkıh ve ilmihal kitaplarını tam ve dikkatli birşekilde okuyabilsek kuranı anlamaya çalışmak giibi bir ihtiyaca düşmeyecek her şeyi mezhebimizin alimleriinin çözdüğünü göreceksiin
Bu arada iyi niyetindende kuşkum yok   bazı şeyler zamanla daha iyi anlaşılır

AKILLA İLGİLİ İSLAMİ KONULARIN ŞU ANDA İLK 7 SATIRINDA KAFİ MALUMAT VERİLMİŞTİR inşallah faideleniriz


gelelim imamların maaş almaları meselesine

işin doğrusu şu mahalledeki en bilgili ve takvalı kişi imam olur diğerleride ona uyarçok  eskiden böyle imiş
ama zamanla ilim azalınca  ihtiyaçdan dolayı alimler ücret almaya fetva vermişler bunun ayrıntısı çok uzun yaşar nuride bir zamanlar bu konuya takmıştı (Bu arada onun kitaplarındaki konuların çoğuda ehli sünnete uygun değildir bunu ben söylemiyorum alimler fıkıh ve ilmihal kitapları söylüyor)
    şimdi develt denilince dini bazı kaidelerin durumu değişiklik arz eder fıkıhda ululemr diye bir şey vardır
ululemr denaksıt aslında alimleridr aynı zamanda devlet otoriteside demekdir develt bazı kanunlar çıkardığı zaman buna dini yöndende olsa herkes uymak zorundadır mesela normalde fotoğraf çekinmek
dinen uygun değildir ancak devletin zorunlu kıldığı durumlarda devletin istediği kadar çekinmek mecburidir burada biizim ihtiyarımız(Yani kararımız söz konusu değildir)imamların maaaş meselside buna benzer bie çeki düzen sağlamak ibadetleri aksatmamak için yüzyüllar önce konmuş bir kuraldır
   tabi islamiyetden bahsedip kitap yazıp bundan ihtiyaç miktarının dışında fazladan kazanıp zengin olma
durumu apayrıdır ve caiz değildir

kuranı kerim peygamberimize indi ilk muhatabı o dur nahl 43 de resulum kuranı açıkla diye meir vardır
o zamanki eshabı kirama açıklamış hepsi MÜÇDEHİD OLMUŞTUR olamayanlarda olanlara tabi olmuştur
ama kayıtlara geçmediği için insanlar ölünce çoğu unutulmuş günümüze sadece 4 tanesi ulaşabilmiştir
bide hanefiyiz    imamlardan  cami imamları kast edilmiyor yanlış anlama (cami imamlarının çoğu namaz kıldırma memuru fıkıh bilen maaalesef çok az okumuyor kendilerini geliştirmiyorlar hatta ezanı teyipden okutup camiye bile gelmeyenler varmış  ahiretde tarikatdan sorulmayacak ama fıkıhdan sorulacak zira fıkıh ilmi öğrenip hayata uygulama farz kuranı kerimi okumak sünnettir şeytan buradadadevreye girerek farzı erteletmek yaptırmamak için çok kuranı kerim okuturmuş
  dolayısıyla imamı azama uyduğumuzu söylediğimiz halde kendiimiz haddimiz olmadan ayetlerden mana çıkarmaya çalışırsak yanlış olduğunu görürüz
islami konulardaki kuranı kerime mana vermek yazısını lütfen okurmusun

dini konularda rastgele insanlardan cami hocalarından hatta müftülerden destek alınmaz çoğu ilahiyet fakültesi mezunu olduğu için mezhepsiz olarak yetişmiştir içlerinde gerçekden iyi eğitim alanlarda vardır ama onlara denk gelmek nasip meselesiidir
eğer gerçekden samimi olarak dinini doğru olarak öğrenmek istiyorsan bir sabah kalkacaksın sabah namazından sonra kalbin kırık olarak canı gönülden  YARABBİ DİİNİNİ DOĞRU OLARAK ÖĞRENMEK İSTİYORUM BANA NASİP ET DİYE DUA EDECEKSİN  allahü teala nasip eder
  Bu arada silsilei aliye hakkında bilgi vereceğim









tarihi bir mektup
Osmanlı devletinde Rus sefiri olarak uzun seneler çalışan İgnatiyef, hatıralarında, Sultan II. Mahmud zamanında 1821 de Rum isyanının planlayıcısı, Patrik Gregoryus&#8217;un Rus çarı Aleksandr&#8217;a yazdığı mektubu açıklamıştır. Mektup şöyledir:

(Türkleri maddeten ezmek ve yıkmak imkansızdır. Çünkü Türkler, Müslüman oldukları için çok sabırlı ve mukavemetli insanlardır. Gayet mağrur ve izzet-i iman sahibidirler. Bu hasletleri, dinlerine bağlılıklarından, kadere rıza göstermelerinden, ananelerinin kuvvetinden, idarecilerine [devlet adamlarına, komutanlarına, büyüklerine] olan itaat duygularından gelmektedir. Türkler zekidir ve kendilerini müspet yolda yönetecek reislere sahip oldukları müddetçe de çalışkan ve gayet kanaatkârdırlar. Onların bütün meziyetleri, hatta kahramanlık duyguları geleneklerine olan bağlılıklarından, ahlak güzelliğinden ileri gelmektedir.

Türklerde önce itaat duygusunu kırmak ve manevi bağlarını parçalamak, dini metanetlerini zayıflatmak gerekir. Bunun en kısa yolu, milli gelenek ve dinlerine uymayan yabancı fikir ve hareketlere alıştırmaktır.

Maneviyatları sarsıldığı gün, Türklerin kendilerinden şeklen çok kudretli, kalabalık ve zahiren hakim kuvvetler önünde zafere götüren asıl kudretleri sarsılacak ve onları maddi vasıtaların üstünlüğü ile yıkmak mümkün olabilecektir. Bu sebeple, Osmanlı Devletini tasfiye için, sadece harp meydanlarındaki zaferler kâfi değildir. Hatta, sadece bu yolda yürümek, Türklerin haysiyet ve vakarını tahrik edeceği için, dikkatli olmalıdır. Yapılacak iş, Türklere hissettirmeden, bünyelerindeki tahribatı tamamlamaktır.)

Bu mektuptaki (Türklerin maneviyat ve dinlerinin yıkılması için, onları yabancı âdetlere alıştırmak ve onlara hissettirmeden bünyelerindeki bu tahribatı tamamlamaktır) ifadesi çok ibret vericidir. Bu hedeflere ise, Batı&#8217;nın inanç, moda ve ahlaksızlıklarını taklide alıştırmakla ulaşılır. O halde oyuna gelmemelidir.



Unutulan SÜnnetlerİmİz

Unutulan bir sünnetimi ihya edene (ortaya çıkarana)100 şehid sevabı vardır.Hadisi şerif


Sünnet iki türlüdür:

1- Sünnet-i hüda [Müekked sünnetler],

2- Zevaid sünnetler.

Unutulmuş bir sünneti meydana çıkarmak, çok kıymetlidir.

Unutulan müekked sünnetlerden bazıları şunlardır:

1- İki kişi de olsa farz namazı cemaatle kılmak.

2- Namazları sarık veya takke ile kılmak,

3- Abdestte, eli ve ayakları üç defa yıkamak,

4- Abdest alırken başı kaplama mesh yapmak [Maliki ve Hanbelîde farzdır.]

5- Misvak kullanmak,

6- Kuşluk, Evvabin, Teheccüt Tehiyyet-ül-mescid, Sübha namazı kılmak,

7- İstişare ve istihare yapmak,(Bilenlere danışma ve gusl edip iki rekat namaz kılıp uykuya dalmak rüyada beyaz yeşil renk görülürse hayırlı siyah kırmızı görülürse sakıncalıya işaretdir 7 gün tekrarlanır hiç bir şey görülmezse kalbe doğduğu gibi yapılır)

8- Aksırınca Elhamdülillah demek.(Yanında birisi varsa yerhamükellah der aksıran tekrar yehdina ve yehdimükellah denir.çok yaşa demenin aslı yoktur)

9- Ödünç verirken iki şahit bulundurmak veya senet yazmak. Buna vacib diyen âlimler de olmuştur.

10- Sünnete uygun selam vermek,

11- Cuma günü gusletmek,

12- Duada elleri sünnete uygun açmak,(el ayası gökyüzünü göstecek şekilde dirsekler hafif hilal şeklinde kıvrılması)

13- Faydalı işe başlarken, Besmele çekmek,

14- Yatağa abdestli girmek,

15- Biri ölünce veya kötü bir haber duyunca, (İnna lillah ve..inna ileyki raciun Yani ondan geldik yine ona döndürüleceğiz.) demek sünnettir.

Zevaid sünnetlerden bazıları şunlardır:


1- Sakalı bir tutam yapmak,(Dudak altından veya çene altından 4 parmak uzunlıkdaki sakal bir tutamdır bunun haricindeki uzunluk veya kısalık bidatdır)

2- Bıyıkları kaşlar kadar uzatmak,

3- Yemeğe tuz ile başlamak, tuz ile bitirmek,

4- Sofrada sirke bulundurmak,

5- Gece ibadet edenler için Kaylule yapmak [öğleden önce az biraz uyumak],

6- Teke riayet etmek. [1,3,5,7 gibi]

7- Müslümanın evine sağ ayakla girip sol ayakla çıkmak. Camiye de böyle girip çıkılır. Mubah olan yerlere sağ ayakla girilip sağ ayakla çıkılır. Tuvalete, sol ile girilip sağ ile çıkılır.

8- Kesilen tırnaklarla saçları ve çekilen dişleri defnetmek [gömmek] sünnettir.

9- Cuma günleri ziynetli elbise giymek.

10- Yemeklerden önce ve sonra elleri yıkamak. Yemekten önce yıkanan elleri kurulamamak sünnettir. Yemekten sonra yıkanınca kurulamakta mahzur yoktur.


Abdeste unutulan sünnetler


1- Abdeste başlarken, Besmele okumak.

2- Elleri, bilekleri ile beraber, ayrı ayrı su ile üç kere yıkamak.

3- Ağzı, ayrı ayrı su ile üç kere yıkamak. Ağzı yıkarken, oruçlu değilse, hafif gargara yapmak veya suyu boğaza ulaştırmak, abdeste de, gusülde de sünnettir. Oruçlu iken mekruhtur. [Daha çok unutulan sünnetlerden birisi de budur.]

4- Dişleri bir şeyle temizlemek.

5- Yüzünü yıkarken, iki kaşın altını ıslatmak.

6- Başın tamamını bir kere mesh etmek. [Daha çok unutulan sünnetlerden birisi de budur. Malikide başın tamamını mesh etmek farzdır.]

7- Yıkanacak yerleri, üç kere ayrı su ile yıkamak. [Genelde ayaklar bir kere yıkanıyor. Üç kere ayrı ayrı su ile yıkanması gerekir. Daha çok unutulan sünnetlerden birisi de budur.]

8- Yüzü yıkarken, abdeste niyet etmek.

9- Her uzvu birbiri arkasından yıkarken başka işle uğraşmamak.


Abdestin unutulan müstehablarından bazıları şunlardır:

1- Abdesti, namaz vakti girmeden önce almak.

2- Kıbleye karşı abdest almak.

3- Her uzvu yıkarken, kelime-i şehadet okumak.

4- Ayak parmaklarının aralarını hilallerken, sol elin küçük parmağı ile ve alt taraflarından hilallemek.

5- Ayak parmaklarını her üç yıkayışta da hilallemek.


Abdestte işlenen mekruhlardan bazıları şunlardır:

1- Her uzvu üçten eksik veya fazla yıkamak. [Suyun pahalı olması, havanın çok soğuk olması, suya muhtaç olmak gibi özürlerle üçten eksik yıkamak, mekruh olmaz.]

2- Ayaklarını yıkarken kıbleye doğru uzatmak.

3- Abdestte ve gusülde suyu israf etmek.


Müsafeha etmek(iki mümin karşılaştıkları zaman toka yaparak(iki elin avuç içleri değip başparmakların birbirini kavraması)(bazen sporcular sevinince yapar) diğer türlüsü bidatdır çokyayılması ölçü değildir) salavat okumaları)

Kıymetsiz yerlere girerken sol ayakla girilip, sağ ayakla çıkılması(dalgınlık hali başka)

Mübah olan yerlere sağ ayakla girilip sağ ayakla çıkılması(oda,taksi,dükkanv.s. )

Namazları başı kapalı (Takke) kılmamak

Abdestte ayakları üç defa yıkamak

Yolculukta arkadaşlarından birini reis seçmek

Ölen kimsenin kılmadığı namazlar için iskatın yapılması için vasiyet etmesi

İstişare etmek

Çevreyi temizlemek

Çıplak ayakla namaz kılmak(Şafide çıplak ayakla kılınır)

Abdest aldıktan sonra kıbleye dönüp su içmek

Suyu üç yudumda oturarak içmek

Kabristandan geçerken selam vermek ve onbir İhlas okumak

Ölüye definden sonra telkin vermek

Tırnak kesmeye şehadet parmağından başlamak

Tırnağını Cuma günü kesmek

Ayakkabıyı giymeden önce ters çevirmek

Öşür vermek(farz)

Yemeğe düşen sineğin üzerine bastırmak(bir kanadında zehir diğer kanadında panzehir)

Hergün ölümü düşünmek

Gözlere sürme çekmek yatarken

Salavat okumak

Hergün tevbe etmek

Kabirleri ziyaret etmek

Güneş doğduktan yaklaşık 45 dakika sonra bir miktar uyumak

Yolda başı öne eğik yürümek

Biri seslendiğinde seslenene doğru bütün vücudu ile dönmek

Abdest aldığında ve mescide girdiğinde namaz kılmak

Misvak kullanmak

Cuma günü gusul abdesti almak

Güzel koku sürünmek

Mahrem yerleri traş etmek(En fazla15-40 günü geçmemek)

Oturarak küçük abdest bozmak(Ayakta bozmak tahrimen mekruhtur)

Abdest bozarken kıbleye dönmemek

Yemek yerken düşen lokmayı alıp yemek

Yemeği tek bir kaptan yemek

Yemekte sağ ayağı dikip sol ayak üzerinde oturmak(Askerde avcı oturuşu)

Yemekte güzel şeylerden bahsetmek(Yemekte konuşulmaz lafını aslı yoktur)

Buğday ekmeğine arpa unu karıştırmak

Günde iki öğün yemek

Cevizi peynirle yemek(Şifadır)

Başka bir şehire gittiğinde lik önce soğan yemek

Ölüm halinde su içirmek

Ceneza namazı için tesbih çekmeyi TERKETMEMEK

Ceneza namazından sonra ayakta dua yapmamak

Kabr üzerine su dökmek

Kabr balık sırtı yapmak

Cenaze evine yemek göndermek

Kabristana selam vermek(Essalamü aleyküm ya ehlel kubur)

Aksırınca,aksıran Elhamdülillah deyince duyanın Yerhamükellah( Bayanlar için Yerhamukilleh) denmesi

Namazda kıyamda iken rükuya eğilirken sol ayağı sağ ayağın yanına getirmek

Namazda sol ayak üzerine oturmak sağ ayağı dikmek

Gömleğin düğmelerini aşağıdan yukarı doğru iliklemek

Çözerken yukarıdan aşağı doğru çözmek

Üzümle ekmek yemek

abdeste soyunurken çorabı soldan çıkarmak kolu da soldan sıvamak giyerken ise sağdan giyinmek bu çok kullanılmayan bir sünnettir.unutulan sünnetlerden birisidir.

kaynak      dinimizislam.com


Nakli esas almak

Sual: Dinde nakli esas almak ne demektir?
CEVAP
Nakli esas almak, hakiki İslam âlimlerinin kitaplarından, kendi yorumunu katmadan nakletmek demektir. Şu ayetten şöyle anlıyorum, şu hadisten şöyle anlıyorum diye kaynak göstermesi geçersiz olur. Buna, nakli değil kendi aklını, kendi bilgisini esas almak denir. Yani âyet ve hadisten kendi anladığını yazmak nakil değildir. Müctehid olmayanların âyet-i kerimeye mana vermesi doğru olmaz. Bir hadis-i şerif meali:
(Kur’an-ı kerimi kendi görüşüyle açıklayan, verdiği mâna doğru olsa bile mutlaka hata etmiştir.) [Nesai]

Berika’da bildiriliyor ki:
Bir kimse, kendi görüşüne göre Kur’an-ı kerime mânâ verse, verdiği mânâ doğru olsa da, meşru yoldan çıkarmadığı için, hata etmiş olur. Verdiği mânâ yanlış ise kâfir olur.

Bir hadis-i şerif meali de şöyledir:
(Kur’an-ı kerimi kendi görüşüne göre tefsir eden kâfir olur.) [Mektubat-ı Rabbani]

İmam-ı Rabbani hazretleri de buyuruyor ki:
Kitaptan ve sünnetten bizim ve sizin anladıklarımızın hiç kıymeti yoktur. Ehl-i sünnet âlimlerinin anladıklarına uymak lazımdır. Bizim anladıklarımız, Ehl-i sünnet âlimlerinin anladıklarına uymuyorsa, hiç kıymeti olmaz; çünkü her bidat sahibi ve doğru yoldan kayarak dalalete düşenler, sapık bilgilerini ve bozuk işlerini, Kur’an-ı kerimden ve hadis-i şeriflerden anladıklarını ve bu iki kaynaktan çıkardıklarını söylemektedirler. Bu sözleri çok yanlış ve haksızdır. (1/157)

Dört mezhep imamından sonra, hiçbir âlim, mutlak müctehid olduğunu iddia etmedi. Müctehid âlimler, asr-ı saadette, Sahabe-i kiramın zamanında, Tâbiin ve Tebe-i tâbiin devrinde bulunuyor, sohbet bereketiyle yetişiyordu. Zaman ilerleyip, fikirler bozulup, bid’atler çoğalınca, böyle kıymetli zatlar azaldı, hicri dördüncü asırdan sonra, bu vasfa malik bir âlim ortada kalmadı. (Mizan-ül-kübra, Redd-ül-muhtar, Hadika)
 


Sual: Aklıma uymayan dini hükümlere uymam gerekir mi?
CEVAP
Dinde aklın yani şahsi görüşlerin yeri yoktur. Dinde nakil esastır. Akla göre din olmaz. İslamiyet, nakle dayanan, selim akıl dinidir. Selim akıl, yanılmayan akıldır. Birinin aklına uygun gelmeyen bir şey, selim akıl sahibi için uygun gelebilir. Akla göre din olsa, insan sayısı kadar din olur. İslamiyet’te aklın ermediği şey çoktur. Fakat, selim akla uymayan bir şey yoktur.

Navigasyon

[0] Mesajlar

[#] Sonraki Sayfa

[*] Önceki Sayfa

Tam sürüme git